Tekrar Bütünün Bir Parçası Olmak

“The Vessel” (Damar) ressam Liesel Beukes

*Bu makale Yolculuk Dergisi’nin 78. Sayısında yayınlanmıştır.

Son zamanlarda, üzerinde çalıştığım sürdürülebilirlik konusundan olsa gerek, baktığım her şeyi birbirini etkileyen ve birbirinden etkilenen sistemler içinde görmeye başladım. Tabi kendimi de. Klişe belki ama, dünyanın geldiği durum daha doğrusu getirildiği durum hakkındaki gerçekleri duydukça, okudukça sorgulamadan edemiyorum. Biz; nasıl olup da doğal dengeyi yenilenemeyeceği noktaya dek bozma riskini bu kadar rahat alabildik. Nasıl olup da kafamızı çevremizdeki eşitsizliklere karşı kuma gömdük. Başkasına, etrafımıza ne tip bir zarar verdiğimize aldırmadan sadece kazanmaya, biriktirmeye odaklandık. İhtiyacımız olup olmadığına bakmadan sürekli tüketmeye koşullandık, kavga dövüş toplumda kaptığımız roller ve satın aldığımız markalarla birbirimizi yargılar, sınıflandırır olduk. İnsan olmak bu mu gerçekten?

Bilim adamlarının küresel ısınma ile ilgili yaptığı uyarılar ve sunduğu kanıtlar gerçekten artık göz ardı edilemeyecek noktalara ulaşmış durumda. Peki niye hep aynı şeyi sürekli tekrarlıyorlar? Çünkü anlamıyoruz. Geleceğe pozitif etki etmek için geçebileceğimiz kapı hala açık, ama hızla kapanıyor. Bu şekilde devam edersek, sonraki nesiller bizim sahip olduğumuz doğal güzellikleri sadece ansiklopedilerden okuyabilecekler ve bize haklı olarak kızgınlık duyacaklar. Eminim soracaklar “Siz o sırada ne yaptınız anne, baba, dede, anneanne?” Onlara ne cevap vereceğiz? “Biz sizin geleceğinizi garanti altına almak için çalışıyorduk? Bunlarla ilgilenecek vaktimiz yoktu.” İster istemez gülümsüyorum bu halimize.

Dünyanın bahsettiğim kapıdan geçebilmesi için yapılması gerekenler hiç basit değil. Yani Rönesans gibi tüm düşünce ve yapış biçiminin köklü bir biçimde değişmesi gerekiyor. Hızla! Mevcut sistemi değiştirmeden yapmaya çalıştığımız geri dönüşüm, şirketlerin bazısı reklam amaçlı cici sosyal sorumluluk projeleri gibi şeyler kimi bilim adamlarınca batan Titanik’ in içindeki suyu kaşıkla boşaltmaya benzetiliyor. Sanırım haklılar. İki gün önce bir havalimanında beklerken, gözüme geri dönüşüm amaçlı çöp kutuları çarptı. Gerekli gereksiz binlerce şey satan onlarca dükkanın önünde çok komik duruyorlardı. Güldüm, tabi ki önce kendi halime. Gideceğim yere ulaşmak için uçmaktan başka seçeneğim olmayışına da.

Bu manzaranın detaylarıyla bilincinde olan kişilerin genelde iki gruba ayrıldıklarını gözlüyorum. Birincisi dünyanın var olan tüketim, çalışma, üretme, beraber yaşama alışkanlıklarını değiştirme gücünden çok uzak olduğunu düşünen grup ve tabi ki kaçınılmaz sona kendilerini hazırlıyorlar. Diğeri hala umut olduğuna inanan, başlamış ve her geçen gün artan bireysel bilinç yükselmesine güvenen, bunun bir gün tıpkı Rönesans gibi önlenemez bir noktaya ulaşacağına ve varolan yapıyı derinden değiştireceğine inanan grup. Ben bu gruptayım sanırım. Henüz ümidimi kaybetmedim. En başta kendimden.

Soru basit aslında. Gelecek nesile nasıl bir dünya, nasıl bir toplum bırakmak istiyoruz? Çok uzak değil, çocuklarımız ya da torunlarımız için. Dengesi altüst olmuş bir doğa mı, bir grup ömrü boyunca harcayamayacağı kadar servete sahipken, içecek temiz su bulamayan milyarlarca insan mı ve daha nice ilave zorlu koşul mu? Ya da bütünün içindeki yerini fark eden, sahip olduğu yetenekleri bütünün hayrına kullanırken kazanan ve kazandıran, farklılıklardan korkmayan, ideolojilerin değil yüreğinin ve vicdanının sesini dinleyen, temel değeri “para”dan “sevgi”ye dönüşmüş insanlardan oluşmuş bir dünya mı?

Bir kurtarıcının gelmesini bekliyorsak daha çok bekleyeceğimiz kesin. Ancak artık o kadar zaman yok. Bir seçim yapma zamanı. Onu bunu değiştirmeye çalışmadan önce kendimizi dönüştürmeye cesaret edecek miyiz ya da havaalanındaki geri dönüşüm kutuları gibi görüntüde “şık” davranışlar içinde mi yaşamaya devam edeceğiz? İnsanlık olarak bu sıçramayı yapabilecek miyiz? Bunun cevabı hiç kolay değil. Bilim adamları gibi ben de buna topluca nasıl bir cevap vereceğimizi çok merak ediyorum, tabi ki en başta kendi cevabımın sorumluluğunu alarak.

Kaynaklar

Oxfam Briefing Paper (2009) Suffering the Science: Climate Change, People and Poverty http://www.oxfam.org.uk/resources/policy/climate_change/suffering-science-climate-change.html

Tibbs,H (2010) A Return to Being Human

Tibbs, H (2009) Global Storm Warning: Crisis and Transformation

Worldwatch Institute (2010) State of the World Report, Ch 1: http://www.worldwatch.org/node/6369

Tekrar Bütünün Bir Parçası Olmak” üzerine 2 yorum

  1. Ebru Dündar dedi ki:

    “Görüntüde şık davranışlar” adı altında çok ironik olarak özetlemişsin. Bu şıklıkları yapınca içimizi rahatlıyoruz herhalde özünü düzeltemesek de n’apalım canım , şartlar böyle diyerek!!!
    Sözde değil özde değişim lazım insana.

    Akıl-vicdan dengesini kurabilmiş, “sevginin ve paylaşmanın” içini tekrar ve hakkıyla doldurabilmiş, yaşamın-varlığın anlamını maddeden – sevgiye geçiren, böylesi farkındalıkların herkes tarafından uygulandığı bir yaşama uyanmak dileğimle

Cevapla

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s