Yeteri Kadar

 

Türkiye’nin en sevdiğim koylarından birindeyiz. Nazar değmesin, böyle kalsın diye dua ettiğim, zamanın yavaşladığı bir yer burası. Yürürken acele etmeye gerek hissedilmiyor, uyurken dalga seslerinden başka bir ses duyulmuyor. Hiçbir şey kaçmıyor. Her şey yeteri kadar var.

Şaşırtıcı şeylere olan tepkilerimi de yavaşlamış görüyorum. Kimbilir belki de burada yeteri kadar davranmayı hatırlıyorum. Ne eksik ne fazla. Ne kendime, ne olanlara, ne de diğerlerine.

İki gün önce öğlen oğlumla odada kestiriyorduk. Onun kokusu yaz sıcağında uyurken  buram buram geliyor burnuma. Taze ekmek gibi. Doyamıyorum buradaki sarmaş dolaş öğle uyumalarına. Minik ayağının birini üzerime atıyor, derin derin nefes alarak rüyalar diyarını gezerken, ben onu izliyor, kokluyor anne olmanın tadını çıkarıyorum, doyamıyorum. Şu anda bir kenarda bunları yazarken, baba oğul bir ağaç altında birbirlerinin varlığının tadını çıkarıyorlar. Eşimin yüzünde, tahminim birçok babanın bildiği, o yumuşak gülümseme. Bıdık, ayağını babanın ağzına sokmaya çalışmakla meşgul. Baba yakalayıverince kıkır kıkır gülüyor. Diğer yanımda denizin içinde oraya buraya saçılmış minik adalar. Hala doğumdan kalan birkaç kilo üzerimde ve hergün aynı şeyleri giyiyorum neredeyse, ama kendimi hiç bu kadar güzel hissetmemiştim.  Çok şey eksilirken, çok şey büyüyor hayatımda.

Odada kestiriyorduk diyordum. Deprem oldu o sırada. Gözlerimi açmam ve olanı fark etmemle, yanımda uyuyan oğlumu kapıp dışarı çıkmam bir oldu. Kalbim bile hızlanmadı o anda. Dışarıya baktım insanlar da yarı panik yarı sakin olanı anlamlandırmaya çalışıyorlardı ve on dakika sonra her şey normale dönmüştü. Ertesi gün gazetelere baktığımda yaşadığımızın orada anlatılan depremle aynı olduğundan emin olamadım. Endişelenmem gerekli mi değil mi karar veremedim ve yine buranın sakinliği, yavaşlığı beni içine aldı. Gerektiği kadar tepki vermiştik belki de.

Son dönemde beni şaşırtan başka çok şey oluyor ve hatta zaman zaman karşısında derin hayal kırıklığını yaşadığım. Bugüne kadar iyi yaşamak olduğuna inandırıldığım birçok şeyin aslında öyle olmadığını görmek, ekonomik büyüme, modernlik, kariyer, başarı denen şeylerin benden, bizden neleri alıp götürdüğünü. Bir şey olma çabamın sonuçta belki de hiçbir şey olamama tehlikesiyle beni başbaşa bırakmış olması ve (umarım) bunu geç olmadan fark etmem.

Her gün fikirlerim değişiyor. Öğrenmiş olduğum ve unutmam gereken çok şey olduğunu görüyorum. İnsan olmakla ilgili çoğu. Bazı şeyleri unuttukça hayatımdaki yüklerin azaldığını hissediyorum. Bazen bir düşünce ve bazen de bir insan olabiliyor bu. Eski bana yararı olduğunu düşündüğüm ama yeni bana uymayan, yeni beni anlamayan. Bu bazen bir deprem gibi ani gerçekleşiyor, bazen de yavaş yavaş. Değişim yaşamın gerçeği. Buna gerekenden fazla tepki vermemeği öğrenmek de sanırım gerçek insan olmanın.