Bebek Dergahında Bir Yıl

Arkadaşım Liesel‘ın oğluma yaptığı oyuncak. “Bird of Possibility” Ben altını değiştirirken izliyor.

Doğu bilgelik anlayışına göre gerçek, düşünceyle kavranabilecek bir şey değildir. Düşünce ve fikir denen şey doğrusal zamanın kısıtlılığı içindedir. Yüzyıllar önce dünyanın düz olduğunu savunan düşünce, şu anda da, bir gün gelip farklı düşüneceği birçok şeyden adı kadar emindir. Dolayısıyla da mutlak gerçeğe felsefe yaparak, akıl ile ulaşılamaz. Yani “ben” bilinciyle ulaşılmaz, çünkü “ben” diye tarif edilen ancak düşünülebilenle sınırlıdır.

Bu nedenledir ki, kişiyi zihinle kavranamayacak bilgilere hazırlamak için sufi dergahlarında ya da aşramlarda önce uzun bir süre başka hiçbir şey öğretmeksizin mutfak ve temizlik gibi işler yaptırırlar. Bunun -benim anladığım- üç işlevi var. Birincisi; önemli iş, önemsiz iş ayrımlarından insanın özgürleşmesini sağlamak ve hizmet yoluyla nefsi (egoyu) biraz olsun terbiye etmek. İkincisi; kişiyi dünyevi ortamlardan, düşüncelerden, çelişkilerden uzaklaştırmak (ki hepsi gelip geçicidir, biri gider biri gelir) ve bütünü görmesi için zemin hazırlamak. Üçüncüsü ise; sabrını, adanmışlığını ve teslimiyetini test etmek. Çünkü aydınlama yolu sanıldığı gibi dikensiz gül bahçesi değildir, sağlam bir irade gerektirir. Tüm bunlar sadece hazırlıktır ve sanırım son dönemde biraz aydınlanmanın kendisiyle karıştırılıyor.

Bu yaşıma kadar kendimden başka birinden sorumlu olmaktan, söz vermekten, yavaşlamaktan, geri dönüşü olmayan yollardan çok korktum. Zormuş, hakikaten. Hakkım varmış.

Şimdi bebeğimle geçirdiğim bir yıla bakıyorum da, bu dergahlarda sadece hizmetle geçirilen zamanlara biraz benzediğini fark ettim. Yukarıdakilerin sonuncusunda ne kadar yol aldım hiç bilmiyorum ama diğer ikisinde benim için çok değerli tecrübeler yaşadım. Bir yandan okuyanlar yanlış anlamasın, kendim için aydınlanma lafını şu anki bilinç düzeyimde ağzıma almaktan utanırım.

Kabul ettiğim şeylerden biri (başta egoma ağır geleni); yaptığımın toplumun çoğu tarafından önemsiz ve ekonomiye katkı sağlamayan bir şey olarak görüldüğü oldu. Bunu kabullendiğimde inanılmaz bir özgürlük hissettim. Bu ayrıca başkalarının şu an değiştiremeyeceğim algılarıyla boğuşmayı seçmek yerine, yaptığıma daha fazla odaklanmamı ve gerektiğinde genel kanıdan bağımsız seçimler yapmamı sağladı. Öğrenme ve gelişme fırsatlarını gördüm. Sanırım aynı şey beni, anneliği kutsallaştırma ve onun içinde yitip gitmekten de alıkoydu. Mükemmel bir anne olmak istemiyorum. Önceliğini çocuğunu yetiştirmeye vermiş bir kadınım sadece.

Çocuk olduktan sonra bazı eski sohbetlerden tat almaz oldum, bu doğru. Sanırım kimisi bunu, benim evcilleşmeme bağladı. Oysa değişmem karnımda bir mucize gerçekleşirken “ben”le tanımladığım şeylerin sınırını görmemdendi. Sustum, bazı konularda eskisi kadar konuşamaz oldum. Şimdi anlıyorum. Bunun için çocuk yapmam da gerekmiyormuş. Doğaya baksam yetermiş. Oysa ondan o kadar uzağız ki.

Çoğunluğun bebek bakmak olarak tarif ettikleri yaşantının, kendime tanıdığım en önemli fırsatlardan biri olduğunu bir yılın sonunda daha net anlıyorum. Bu açıdan evin geçimini tek başına üstlenen eşime olan minnettarlığımı anlatmam zor. Oğlum sayesinde, çocukken kaybettiğim masumiyetimi, saflığımı tekrar buldum. Yıllar önce başkalarının sınırlarıyla, korkularıyla, kaygılarıyla doldurulmuş aklımın bir zamanlar onun gibi olduğunu hatırladım. Din, ideoloji, ırk, sınıf ayrımlarının olmadığı. Pırıl pırıl, anda yaşayan bir zeka. Her şeyin mümkün olduğunu bilen, doya doya gülen, ağlayan. Şaşırmayı hatırladım onunla ve her şeyin bir mucize olduğunu. Dünyayı kendi bebek gözümden gördüm. Yeniden olmazlarsız hayaller kurdum. Düştüm diye yürümeye çalışmaktan vazgeçmediğimi hatırladım. Masallara inandım. Kendi sevgimin koşulsuz bir şekilde oğluma dolup dolup aktığını gördükçe, güvendim dünyaya yeniden. İnsanın özüne inandım tekrar. Sevgiden başka, sevmekten başka hiçbir şeyin olmadığı, paranın kağıttan başka bir anlam taşımadığı oğlumun dünyasında yaşadım bir yıl. Varolmanın ne demek olduğunu hatırladım.

Evet bu son bir yıl bebek dergahındaydım. Orada anneliğin kutsal olduğunu değil, yaşamın kutsal olduğunu gördüm. Dileğim bu taze bakışı zamanla işime de yansıtmak. Ama yavaş yavaş. Henüz oğlumdan öğreneceklerim bitmedi…