2

Şeyler

Dün Münih’te yatak çarşafı aldığımız yerin kasasında büyük harflerle ‘Born to Shop’ (Alışveriş Yapmak İçin Doğdu) yazıyordu. ‘Pardon, bana mı buyurdunuz?’ dedim içimden. ‘Sağolun, ama mümkünse artık almayayım.’ Bir yandan eski çarşaflarımızı ne yapacağımı düşünüyordum. Temizlik bezi olurlar mıydı acaba ya da onları kullanmak isteyen bir kurum olur mu? Aldığım her şeyin sonrasında ne olacağını düşünmeye başladığım zamandan beri alışverişin de tadı kaçmaya başladı. ‘Ne var canım? At gitsin.’ diye düşünebilirim, ama çöplerimin ya da kullanmadığım şeylerin nereye gittiğini önemsiyorum uzun bir süredir. Özellikle bunu izledikten sonra.

Ben Türkiye’ye ailemi ziyarete giderken, buranın insanı bunaltan Noel alışveriş çılgınlığı hala devam ediyordu. Her Noel olduğu gibi bu yıl da, doğaya çok önem verdiklerini iddia eden milyonlarca Batılı evine, işyerine, dükkanlara, sokaklara süs olsun diye kökünden kesilmiş gerçek ağaçları koydu. Çoğu vicdanını ‘Ne var canım, sırf bunun için yetişiyorlar onlar.’ diyerek rahatlattı, yetişmeleri, kesilmeleri, taşınmaları için harcanan onca enerjiyi, suyu gözardı ederek. Sonra o ağaçların altını çok sevdikleri eşleri, çocukları, torunları için aldıkları şeylerle doldurdular. Böylece milyonlarca ev, belki de hiç kullanılmayacak, yanlış seçilmiş ama başkasına hediye edilirse ayıp olur düşüncesiyle saklanacak ve sonunda atılacak milyarlarca şeyle doldu yine ve tabi ki onları üretmek için sınırlı doğal kaynaklar her zaman ki gibi yine sınırsızcasına kullanılmıştı. Anlatırken trajikomik görünen bu medeniyet maalesef sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde en gelişmiş model olarak kabul ediliyor ve taklit ediliyor.

Türkiye’de de aktivite denen şeyin artık alışveriş yapmak haline geldiğini son ziyaretimdeki kadar net görmemiştim. İnsanların çoluk çocuk boş vakitlerini saatlerce alışveriş merkezlerinde geçirmeleri çok değil bir iki yıl önce bana normal gelirken, şimdi adeta dehşet verir olmuş. Türkiye’de moderninden muhafazakarına herkesin paylaştığı ortak bir şey var artık: Aşırı tüketim. Bu açıdan herkes layığıyla batılı bence.

Batıdaki bu tüketim kültürü o kadar güçlü ki, almasan bile bir şeylere sahip olmaktan kaçmak imkansız. ‘Şeyler’ kapıdan bacadan giriyorlar. Noel hediyesi faslını atlattığımı zannetmiştim ki, yanılmışım. Eve geri döner dönmez salondaki masamızın üstünün, Noel’de ailesini ziyaret etmiş eşim vasıtasıyla ulaştırılan hediyelerle kaplanmış olduğunu gördüm. Hepsi iyi niyetle alınmış ve çoğu ihtiyaç duymadığım şeylerdi. Hasta olduğum zaman kullanılacak, mikropları öldürdüğü düşünülen bir infrared lambası, elle çırparak yaptığım birçok başarılı kek ve krep denemesinden sonra ihtiyacım olmadığına karar vermiş olduğum mikser, basınca içinden kedinin çıktığı elektrikli bir kumbara… Mutlu olacağıma suratım asıldı ve kocam da alındı biraz. Oysa ben daha Türkiye’ye giderken valiz valiz – onları isteyen kişilere- kullanmadığım eşya taşımıştım. Tam biraz yer açtım derken, hemen yenileriyle doldurulmuştu o boşluklar. Şimdi bir de bunları ne yapacağımı düşünmem gerekiyordu onca işin arasında.

Canım sıkkın oturuyordum ki, yanıma eşim geldi. Teselli için bana hediyelerin altındaki iyi niyeti hatırlattı, ben de ona çocuğumuzun ve onun çocuklarının geleceğini ve daha birçok yok olan şeyi hatırlattım. O sabırlı olmam gerektiğini değişimin zaman aldığını hatırlattı, bense artık bunun için zaman kalmadığını. Onun haklı olduğunu biliyordum, o da benim haklı olduğumu. İkimiz de haklıydık. Sorun da buydu zaten. Sustuk.

Az geçmedi ki adeta bir şaka gibi, bizim bıdık oğlan elinde evde bir yerlerden bulduğu hiç açılmamış paketi içinde bir şeyle koşa koşa geldi. Gıdaların üzerini sinek gelmesin diye kapatmak için kullanılan bir şemsiyeydi getirdiği. Onu kim hediye etmişti ya da ben ne zaman nereden almıştım hiç hatırlayamadım. Güldük bu sefer. Sonunda anladım ki, insanın değiştiğini anlaması, etrafında değişmeyen şeyleri gördüğü zaman olan bir şeydi. Bunu fark etmemle beraber içimdeki can sıkıntısı da yerini şükran duygusuna bırakmaya başladı. İnsanın sadece ihtiyacı kadar tüketmesinin normal, sıradan olacağı günlerin de geleceğini düşündüm. Ama keşke bir an önce gelselerdi de gereksiz şeylerin zihninlerimizde ve evlerimizde kapladığı kalabalıktan bir an önce kurtulsaydık, yerlerine daha önce tatmadığımız, tüketilemeyen güzellikler dolsaydı.

Cam_Ormanı

Fotoğraf Wikipedia’dan alıntı.

 

Comments 2

  1. Yılbaşı gecesi için günler öncesinden yapılmaya başlanan hazırlıklar, noel babalar, süslü ve işiklı çam ağaçları, yaldızlı hediye paketleri, ışıltı dolu alışveriş merkezleri… Bunlar tek bir gece için yapılıyor. O gece bitene kadar herkesin bu heyecanlı ışıltıya kapılıp herkes için bir hediye satın alması, bol bol tüketmesi bekleniyor. 1 Ocak sabahı ise fossssss… Herşey çöpe dönüşüyor… Çok acı bence. Bu eskiden beni çok rahatsız etmezdi, hatta bu büyüye ben de kapılırdım. O gece barlarda sabahlara kadar içip eğlenip ertesi sabah enkaza dönüştüğüm geceler olurdu. İçim burkulurdu, bir anlam veremezdim taşıdığım hüzüne. Ha bir de gecenin pisliği henüz temizlenmeden, sabaha karşı İstiklal caddesinde gördüklerimi unutamam. Sağda solda kusan insanlar, etrafa dağılmış her türlü çöp, kırık içki şişeleri, yalpalayarak yürümeye çalışan ve anlamsız kahkahalar atan insanlar, kavga edenler… Ve bunların arasında gün doğmadan bütün pisliği ortadan kaldırmakla görevli çöpçüler… Nereye gitti bütün o ışıltı ve heyecan?
    Eskiden Kemeraltı, Karşıyaka, Eminönü gibi her türlü nesnenin satıldığı renkli ve kalabalık yerlerden çok hoşlanırdım. Her fırsatta gider kendime giysi, imitasyon takı, kozmetik falan alırdım. Peri doğduğundan beri bunu pek yapamıyorum. Geçenlerde Kemeraltı’na gitme fırsatım oldu. Herşey aynıydı, değişmemişti. Ama ben eskisi kadar keyif alamadım. Hiçbirşey satın almak istemedim. “ihtiyacım yok” diye düşündüm. “bunun üretiminin verdiği zararın bedelini kim ödüyor?” diye düşündüm. O plastik oyuncakları yapan fabrikalarda çalışan çinli çocukları düşündüm… Sonuçta biraz kuruyemiş, biraz lokum alıp bir de dibek kahvesi içip eve döndüm:) Parfümeride çalışan – çalışmak zorunda olan – o kız için çok üzüldüm. Bir yalanı satmaya çalıştığı için ve bunu mümkün olduğu kadar inandırıcı yapmaya çalışmasındaki çaresizliği gözlerinde gördüğüm için…
    Biraz uzun oldu galiba:))) Bunları düşündüm yazdıklarını okuyunca…

    1. Post
      Author

      Dediklerin de öyle doğru ki. Benim kafam hakikaten karışık bu konuda. Bir yandan dediğin gibi o parfüm satan kız gibi birçok kadın ve zor durumda olan kişi Türkiye’de ya da Uzak Doğu’da biraz daha insansı koşullarda yaşamak için bu işlere ihtiyaç duyuyorlar. Hakikaten bu sorun çok komplike. Bir yer düzelirken bir diğeri bozuluyor. Bireysel çabalar akıl yürütmeler bu noktalarda tıkanıyor. İnsanların ‘işlerinin’ artık beraberce bu sorunların çözümleri için çalışmak olması çok şeyi değiştirirdi. Bu konuda akıllar bir araya gelince çok güzel işler çıkıyor.
      Kısa vadeli bir çözüm olarak gelecek yıl bana hediye almak isteyenlerin benim adıma bağış yapmalarını rica edeceğim.

Bir Cevap Yazın