Durum Değerlendirmesi

Zor bir dönemden geçiyorum, ama kaçamayacağımı bildiğim ve beklediğim bir dönemdi. Kimsenin şu an çözüm için net bir cevabının olmadığı, küresel ısınma gibi bir sorunla ilgili çalışmakla beraber gelen bir durum bu.

Yıllardır insan konusunda çalışıyorum. Söylenen bu konuda oldukça yetenekli olduğum. Ne kadar doğrudur bilmiyorum. Belki de beynimin çalışma yapısı müsaittir iyi bir psikolog ya da koç olmaya, ama bence en büyük avantajım bu zamana kadar kendime ve çevreme karşı elimden geldiğince dürüst olmaya çalışmamdı. Bir koçun, psikoloğun danışanlarından önce kendi üzerinde çalışması gerekir. Çok iyi yönlerim kadar tabii ki olumsuz sayılan yönlerimle de yüzleştim yıllarca çalışmalarda; bazen hırsımla, bazen bencilliğimle, bazen kurban psikolojimle, bazen kendime söylediğim yalanlarla (ki insanın önce kendisine yalan söylemeden bir başkasını aldatamayacağını düşünüyorum) ve nice niceleriyle. Bu tecrübelerim gösterdi ki, bir insanın bir özelliğini gölgeden ışığa çıkarması ve onu şifalandırması, onunla bir şekilde yüzleşme cesaretini göstermesiyle geliyor. Bu nedenle insanı ışığı kadar gölgeleriyle de beraber sever, kabul ederim, ama gerektiğinde o gölgelerle yüzleşme cesaretini göstermesi de benim için çok önemlidir.

Kendi çalışmalarımda kritik bir dönüm noktasında hissediyorum. Bir konuda gerçekten yetenekli olmak sanıldığı kadar kolay değil, çok zorlayıcı da olabiliyor. Çünkü yetenekle birlikte insanın yaptığı şey çok daha çabuk başarılı sonuç veriyor ve bu sorumluluğu da getiriyor beraberinde.

İnsanoğlu yüzyıllarca, yeteneğin türlü türlü şekillerde kullanılmasına şahit oldu, oluyor. Atom bombasını tasarlayanlar da çok yetenekliydi mesela. Toplumları anlamsız savaşlara peşinden sürükleyen yetenekli politikacılar, acımasız suçların aklanması için uğraşan yetenekli avukatlar, yolsuzluklara karışan yetenekli bankacılar. Şeytanın Avukatı (The Devil’s Advocate) filmini bu yüzden severim. Profesyonellik denen şeyin gölgesini, o gölgenin ne kadar yaygın olduğunu ve bazen bir insan vazgeçebildiği ölçüde insan kalabileceğini muhteşem bir şekilde anlattığı için. Her insan irili ufaklı dönemeçlerde, filmde olduğu gibi başarılı olduğunu ama yaptıklarının sonuçlarının çevreye fayda getirmediğini görüyor. Fakat bir insanın bir işi başarılıyken bırakması, başarısızken bırakmasından daha zor. Geçmişte ben de kendime bu sebepten bazen sormak durumunda kaldım: ‘Tamam mı, devam mı?’ diye ve çok şükür -tabi ki sadece o zamanki bilinç düzeyimin fark edebildikleriyle- yeri geldiğinde ‘Buraya kadar. Bundan sonra ben yokum.’ diyebildim. Bu sebepten, doğru düzgün bir birikimim olmadan ve iş bulmadan işimden ayrıldığım da olmuştur.

Eskiden konum insandı. Onun iyiliği içindi her şey. Ona ciddi ölçüde dokunan şeyler olduğunu düşündüğümde tamam mı, devam mı muhasebesini yapıyordum. Peki şimdi? Artık benim için önemli olan sadece insan değil. Doğa da önemli. Benim için sadece bugün de önemli değil artık, gelecek nesil de önemli. Ben değiştim ve kendimi farklı bir ahlaki kaygıyla başbaşa buluverdim birden. Ya bazen bir insanın gelişimini desteklememin bir başka canlının, cansızın, doğmamışın zarar görmesini desteklemem anlamına geldiğini görürsem? Yani bir insana anlayış göstermemin, onun başarısına destek olmamın onun doğaya ve çevresine gösterdiği anlayışsızlığa destek olduğunu fark edersem, ben ne yapmayı seçeceğim? Sadece insanları mı destekleyeceğim ve onlara mı koşulsuz olumlu kabul göstereceğim hayatımda? Anladım ki, bu benim için mümkün görünmüyor artık.

O yüzden kendimle ve diğerleriyle bir konuda kazandığım netliği sesli paylaşmak istiyorum. Bir insanın başarısı ve mutluluğu kadar, tanıdığım, tanımadığım ve doğacak olan diğerlerinin de yaşam kalitesine katkıda bulunmak benim için çok önem kazandı artık. Dolayısıyla bundan sonra, kendi gelişimleriyle beraber dünyada birlikte yarattığımız çevre, iklim, sosyal, ekonomik sorunların çözümüne, ama küçük ama büyük katkılarla, ortak olmaya hevesli kişilerle çok daha uyumlu çalışma ilişkileri geliştirebileceğimi ve onlara çok daha yardımcı olabileceğimi hissediyorum.