Güzelleme

DSC03094

Bilgisayarın başında öylece duruyorum. Yazacak çok şey var, ama nedense yazma isteği yok pek içimde. Ben de serbest düşüş (freefall) yazma tekniğini denemek istedim. Başladım yazmaya öylece.

Münih’e döndük.

Buralarda yaşamım çok güzel. Ba(ğ)zı şeyler dışında, her şey çok kolay. Sanat, yaratıcılık, alternatif bakış açıları, bisiklete binmek, sağlıklı gıda bulmak, evden çıktıktan beş dakika sonra muhteşem bir doğayla baş başa kalabilmek, spor yapmak için sadece spor ayakkabısına ihtiyaç duymak, araba kullanmak zorunda olmamak ve neredeyse hemen hemen her şeyi çocuğumla yapabilmek … Ayrıca kadın bedenine ‘ah bir yerde bir açık görsem de baksam’ diye aranan gözlerin olmaması, hırsızlık olmaması…

Bir yandan da, burada tadını çıkardığım şeylerin Türkiye’de her gün hızla eksildiğini görmek ve yine her zamanki gibi, milletçe alışkanlığımız gereği güzellemelerin hep İstanbul’a yapılması. Oysa İstanbul’u çok ama çok sevsem de, şu son geldiği keşmekeş haliyle artık bu kadarını gerçekten hak ediyor mu diye sormadan edemiyorum.

Bu yaz doğup büyüdüğüm Ankara’daydım bir ay. Çocukken her gün anneannemle gitmekten büyük keyif aldığım Kuğulu Park’a oynasın diye oğlumu götürdüğümde, oyun alanının zemininin betonla kaplanmış olduğunu gördüm. Betona bir çocuğun yüksekten düşmesinin çok acı verici ve tehlikeli olacağını bile düşünmeden bir çocuk parkı inşa edebilmek… Sonra, çocukluğumun Meclis Parkında oğlum güvercinleri sevinçle kovalarken arka plandaki TOMA’lar, onlarca, elleri kocaman silahlı, bekleyen polisler, şehrin her yerine yayılmış estetikten yoksun, zevksiz belediye süslemeleri, fıskiyeler, adımbaşı karşınıza çıkan alışveriş merkezleri ve daha neler neler. Ankara son sürat çirkinleşiyor. Bunun için içimde öfke de yok aslında. Kimi suçlayabilirim buna izin veren kendimden başka.

Almanya’da eşimin doğup büyüdüğü yerleri hayranlıkla gezmiştik. Oysa Ankara’da beton kaplı oyun alanında oynayan cıvıl cıvıl çocukları izlerken kocamla hüzünlenmemiz ve benimse içten içe anlamladıramadığım kendime dönük hislerimdi aklımda kalan. Ankara’da bu yaz, Ankara’yı özledim ve sürekli İstanbul’u duymaktan sıkıldım.

Sonra Ankara’da, arkadaşımın doğduğu hiç bilmediğim, görmediğim o eski Sivas köyünü özledim ve İstanbul’un ne kadar güzel olduğunu duymaktan sıkıldım. Sonra bilmediğim, yeterince sahip çıkmadığım, güzelleştiremediğim Türkiye’nin nice nice şehirlerini özledim ve yine hep İstanbul’u dinlemekten sıkıldım.

Şimdi Münih’teki penceremden, restore edilmiş eski evlerin arasındaki güzelim ağaçları izliyorum. Birazdan oğlum uyanacak. Bir şeyler atıştırıp ormana gideceğiz. Ve biliyorum aklıma yine zaman zaman beton kaplı Kuğulu Park ve Türkiye’nin nice hiç görmediğim, bilmediğim eskiden çok güzel olan yerleri gelecek, yine ne zaman radyoyu, televizyonu, interneti açsam İstanbul olacak.

Ve hiçbir şey bu durumdan herkes kadar benim de sorumlu olduğum gerçeğini değiştirmeyecek…

Güzelleme” üzerine 2 yorum

    • yeni1anlam dedi ki:

      Ben de. Çok etkili ve cesur alternatiflerden biri.
      Kendime ‘başka ne yapılabilir’ diye soruyorum bu günlerde. Öyle zengin cevaplara gebe bir soru ki bu, özellikle de Anadolu söz konusu olunca.

Cevapla

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s