Değiştik

dönüs

‘Keşfi bırakmamalıyız, ve bütün keşfedişlerimizin sonunda başladığımız yere varıyor ve o yeri ilk defa tanıyor olacağız.’

T. S. Eliot

Yazmaya başlamıştım ki, birden odanın serinliğinden rahatsız olduğumu hissettim ve camı kapatmak için kalktım. Tam o sırada postacının karşı apartmana paket bırakışı gözüme çarptı. Elinde beklediğim pakete benzer bir tane daha vardı. Hemen aşağı, giriş kapısına koştum. Böylelikle postacının zili çalmasına gerek kalmadı ve oğlumun da öğle uykusu yarıda bölünmemiş oldu.

Bu bir tesadüf sayılmaz bence. Çünkü iki seçeneğim vardı. Şimdi kalk diyen iç sesimi dinlemek ya da ‘boşver biraz sonra kapatırım’ demek. İkinci olasılık çok yüksekti aslında. Zira birazdan anlatacağım sebepten yapılması gereken birçok işin ortaya çıkması ve iki yaşını dolduran oğlumun artık ağırlaşmış olması nedeniyle fiziken bugünlerde çok ama çok yorgunum. Akşamları bacaklarımın zonkladığını, vücudumdaki kasların seğirdiğini hissediyorum. Kısaca bu bir saat gün içinde oturabildiğim tek zaman. Fakat iyi ki üşenmemişim de, iç sesimi dinlemişim. Zamanında camı kapattığım için hem oğlum uykusunu aldı, hem ben daha fazla dinlenebildim, hem de postacı katları çıkmak zorunda kalmadı. Bu basit bir örnek belki ama acaba sistem böyle işliyor olabilir mi? Biz içimizden gelen şeyleri beklentisizce yaptığımızda o davranış bizim dışımızda bilip bilmediğimiz ölçülerde bütüne fayda sağlıyor olabilir mi?

Belki daha önemli -belki de değil-, bir süredir içimde Türkiye’ye dönme zamanımızın geldiği konusunda dönüp duran bir ses var. Bu sese, Ankara’dan gelen teklifler de eşlik ediyor. Tabii ki bu teklifleri dinlemek ya da dinlememek yukarıdaki örnek gibi yine bize kalmış. Nitekim daha önce gelen benzerleri karşısında kocamla kararımız hep Münih’te kalmak yönünde olmuştu. Çocuğu olanlar çok daha iyi anlar sanırım. Burada sahip olduğumuz bazı imkanları bırakıp Türkiye’ye dönmemiz onun açısından düşündüğümde mantıksal yönden pek açıklayamadığım bir şey. İmkandan kastettiğim kesinlikle para ve lüks şeyler değil, yaşam kalitesi. Temiz hava, doğa, sanat, ulaşım… Gel gör ki içimdeki o ses susmuyor. Dön diyor duruyor.

Almanya’daki yaşantımı Gezi’den önce ve sonra olarak ayırırsam abartmış olmam sanırım. Yazdan sonra fiziken burada olsam da kalp olarak Münih’e gelemedim. O Türkiye’de kaldı ve kolay kolay da ayrılmayacağa benziyor.

Kısaca bu ve beraberinde gelişen ‘tesadüfler’ sonucunda Ankara’ya taşınma kararı aldık. Oysa Türkiye’den ayrılırken, birgün dönersem de bunun İstanbul’a olacağını düşünmüştüm. Bu açıdan da kararımı ilginç ve beklenmedik buluyorum.

Bunun üzerine saatlerce yazabilirim, ama kalbimle aldığım kararları mantığımla açıklamaya çalışmanın anlamsız çabasına girmeyecek kadar büyüdüm sanırım. Sahip olduğu rahatlıklara rağmen söz konusu kararı almamda yol gösterici olan bu kalp ne sorarsam sorayım sadece, ‘Bazen gitmek, dönmek içindir.’ diyor.

Bizim için ve bütün için hayırlı olsun!