10

Ankara'nın Güzel Bozkırları

p1130610Yeni evimizin bulunduğu noktadan Ankara’nın bozkırları görünüyor. Sonsuz görünen bir gökyüzüyle buluşuyorlar. Saatler içinde hava koşulları değişiyor ve tepelerin üzerinden şekil şekil bulutlar geçiyor, gün dönüyor. Sarı, kırmızı, mavi, mor… Bozkırlar tüm olanları birer ayna gibi yansıtıyorlar üzerlerinde. Bu muhteşem sanat karşısında gözlerim, ruhum bir şenlik hissiyle doluyor. Yaşama karşı içimden çağıl çağıl şükür taşıyor. Bir aşıklar cenneti olmuş bu topraklar. Binlece yıl atalarım da benzer hisleri yaşamış olabilir mi bu tepelerden yeryüzüne baktıklarında?

Sonra, tüm bu güzelliği açgözlülükleri ve çirkinlikleri ile kapatmaya hazır ve sadece kendileri sahiplenmek isteyen etrafa saçılmış yüksek yüksek binaları ve onların yenilerini oluşturacak vinçleri gördükçe boğazıma bir ağırlık çöküyor. Bu bozkırlar tıpkı gökyüzünün tüm güzelliklerini koşulsuzca yansıttıkları gibi,  bizi de bizlere yansıtıyor olabilirler mi? Peki biz nasılız? O yüksek binalar kadar çirkinleşmiş olamayız değil mi?

Comments 10

    1. Post
      Author
  1. Post
    Author

    What a beautiful description of your new-old sky. A soul full of festivity sounds just lovely. (Hope the translation is correct.) xx

    1. Post
      Author

      I am so happy that you are following and contributing although it’s in Turkish. Such a powerful supporter and friend you are. You made me think that maybe the time has come to think about writing in English. Much love to you!

  2. Yıllar önce bir grup yabancı akademisyen mimar, konferans için Ankara’ya gitmek üzere uçaktan inerler. Gideceklere yöne doğru ilerlerken hava alanı yolu üzerindeki gecekonduları görürler. Biri yüzünde gülümsemeyle onları işaret ederek”ne kadar güzeller” der. Ona refakat eden Türklerden bazıları da “aman efendim biz de bu ucubeleri görmemeniz için dua ediyorduk. Bunlar gecekondu, nasıl olur da….” Adam cevap verir: “Toprakla bağı güçlü olan bir kültürden geliyorsunuz. Bakımsız ve izbe halde olsa da en azından bu evler samimi. Ve orda burda yapılan yüksek katlı kulelerden bin kat daha güzel” der.

    O araçta bulunan bir arkadaşımdan dinlemiştim bunu.

    Boğazınıza çöken ağırlıkta en çok bizim (mimarlar) payımız var sanırım. Yapamadık, beceremedik, sahip çıkamadık. Ruhu olmayan yalancı cennet siteler yarattık durduk. (Ben yapmadım belki ama yapana da mani olmadım) Öyle işte…

    1. Post
      Author

      Anlattığınız hikayeyi dün akşam okudum. Oldukça etkiledi. Havaalanı yoluna bakışım benim de içsel yolculuğumu takip ederek her seferinde değişmiştir. Önce köylerinden, sonra gecekondularından ayrılan, önce toprakla temasları ve sonra da o koca koca binaların içinde kendi kökleriyle temasları kopan insanlar. Şehir hayatımızda toprakla temasımızın neredeyse tamamen kesildiği, ona yabancılaştığımız çok net. Yabancılaştıdığımız bir şeye de suçluluk duymadan çok kolay zarar verebiliyoruz. Tabii ki bunda mimari de çok rol oynadı, oynuyor. Kritik bir süreçteyiz. Yeniden kucaklamamız gereken, kendimize ve işimize tekrar katmamız gereken bu topraklara ait çok değer var, daha fazla geç kalırsak görünen o ki kendi doğamıza tamamen yabancılaşacağız.
      Benzer bir hesaplaşmayı ben de kendi mesleğim için yaptım ve yapıyorum. Çok derin bir süreç olarak geçiyor benim için. Şu yazımda biraz aktarmaya çalışmıştım. http://yenibiranlam.com/2012/10/13/kokler/ Çok ezber var içimde. Türkiye’ye geri dönme sebebim her şeyden öte, Anadolu toprağıyla fiziken tekrar temas kurmak ve onu dinlemek, kimsenin arada tercümanlığı olmadan. Ben ilk defa bozkırın bu kadar güzel olduğunu ‘görüyorum’. Belki de gerçekten baktığımda o bana güzelliğini gösterdi.

    1. Insanlari da cok güzeldir Ankara’nin. Topragindan olsa gerek…öyle saf ve cocuksu bir yanlari vardir… Ne istanbul’dakiler gibi hirsli ve telasli, ne de anadolunun diger yerlerindeki gibi itilmis, örselenmis…Ankaranin segmenleri gibi mesela, derin köklerine dayanir gibi kendine güvenen, yigit diger yandan tertemiz ve piril piril 🙂

      1. Post
        Author

        Seğmenlerin dansı koçların hareketlerinden ilhamla oluşmuş. Tan Sağtürk’ün onlarla ve danslarıyla ilgili yaptığı bir belgeselde izlemiştim. İlginç bilgiler vardı belgeselde ama betimleyiş tarzı fazla kasvetli gelmişti.

    2. Post
      Author

Bir Cevap Yazın