‘İki Önemli Bir Sayıdır’

'Yepyeni bir hikaye anlatıyorum.' Arkadaşım Liesel'in Münih'ten ayrılmadan önce, eğer unutursam bana yaptığım işi hatırlatması için çizdiği resim.

‘Yepyeni bir hikaye anlatıyorum.’ Arkadaşım Liesel’in Münih’ten ayrılmadan önce, eğer unutursam bana yaptığım işi hatırlatması için çizdiği resim.

Dün benim için önemli bir gündü ve belki de çok önemsiz sayılan bir durum sayesinde oldu. Basit bir hikâye bu, ama belki de hiç basit değil. Dün yanımda olarak ve de olamayarak bunu tecrübe etmemi sağlayan arkadaşlarıma karşı içimde derin şükran hissediyorum.

Size en son yazımda Anadolu hikâyelerini temel alan bir çalışma grubu oluşturduğumu söylemiştim. Toplantılarımız oldukça keyifli geçti ve geçiyor, ama bu onunla ilgili bir başarı hikâyesi değil. Belki eskiden olsa anlatmayacağım ya da anlatmak istemeyeceğim bir hikâye. En çok da birbirimize anlatmadığımız, anlatmaya korktuğumuz hikâyeler yüzünden acı çektiğimiz bir kültürde yaşadığımızın farkında olduğum için, bu ‘güçlü görün’ kültürüne yatırım yapmayacağım.

Blogu takip eden kişiler arasında, yaşam biçimini köklü şekilde değiştirmek ve benzer süreçten geçen bir kişinin neler tecrübe ettiğini öğrenmek isteyenlerin çok olduğunu biliyorum. Zor iş ve bu zorlukları keyifli tarafları kadar paylaşmam -kendi içimde- ‘gerçek’ bir bütünlük hissetmemde önemli.

Dünkü hikâyeme gelince; akşam grup olarak buluşmamız olduğu için sabahtan, yenecek şeyleri ve kullanılacak malzemeleri, o sırada oğluma bakacak olan ablamın bizde kalabilmesi gibi şeyleri planladım. Öğlene doğru gruptan bir arkadaşım programında bir değişiklik olduğu için katılamayacağını bildirdi. ‘Problem değil, olur böyle şeyler.’ dedim. Sonra başlamamıza bir iki saat kala, bir arkadaşım daha işindeki aksaklık nedeniyle katılamayacağını bildirdi. Bunu öğrenen diğer arkadaşım da beni aradı ve ‘Ben gelmek çok istiyorum. Hazırlığımı yaptım. Ama iki kişi olacağız, iptal edelim dersen de anlarım.’ dedi. Sanırım o nokta benim hayatımda son zamanlardaki önemli kırılma noktalarından biri oldu. Etkilerini daha uzun vadede göreceğimi hissediyorum. O kısa an içinde, öyle derin bir sorgulama yaşadım ki. İçimde çok zamandır birbirini yok sayan iki insan karşılaştı birden. Birinin üzerinde şık bir ceket pantolon takım ve topuklu ayakkabılar vardı. Uzun süredir görmediğim ve iki çift laf giydirmek için bu anı sabırla bekleyen, gözlerinden kararlılık taşan eski Ben. Bana ‘Sen ne yaptığını sanıyorsun. Onca eğitim, onca iş deneyimi böyle çalışmak için miydi?’ dedi. Öyle güçlüydü ki. (Ben dışarıdaki değil içimdeki bu güçten hep korkmuşumdur.) Onun karışışında ise üzerinde oğluyla bahçede oynarken çimen lekesi olmuş bir kot pantolon ve t-shirtle bu olaydan hiç etkilenmemiş, ‘Olur böyle şeyler. Boş ver.’ diyerek halinden mutlu mutlu gülümseyen bir Ben vardı ve onun varlığı diğerini sanki daha da kızdırıyordu. Bu işin içinden çıkamayacağımı hissederken, o an nereden geldiğini bilmediğim üçüncü bir Ben, arkadaşımın bir cevap beklediği telefonu hızla gelip eline aldı ve keyifli, kararlı bir sesle: ‘Yemeklerimiz var. Oğlan senin kızı bekliyor dört gözle. Hikâyelerimiz var. Neden buluşmayalım ki? Ben seni ve kızını gelip alırım.’ dedi. Telefonu kapattığında diğer Ben’lere de dönüp hiç unutmayacağım bir söz söyledi: ‘İki önemli bir sayıdır.’ Fakat diğer Ben’ler kaybolmuştu. Sanırım ikisi çatışmayı bırakıp güçlerini birleştirmiş, bambaşka bir insan olup telefonu eline almıştı. Her şey öyle hızlı olmuştu ki. İrade ve adanmışlık ile beklentisizlik ve halinden memnunluk biraraya gelip bu seçimi yapmışlardı.

Bu basit görünen seçim, hayatımda iliklerime işlemiş ve işletilmiş, hep daha büyük veya daha fazla kişiyi etkileyen işler yapmaya olan ihtiyacımın sadece lafta değil, davranışta da resmen kaybolduğunu açıkça gördüğüm bir an oldu ve arkasından gönlümde kocaman bir yer açıldı sanki. İçeriye öyle çok temiz hava doldu ki, getirdiği serinlikten şu an biraz üşüyorum. Arkadaşımı ve tatlı bıdık kızını almak için Ankara trafiğinin akıl almayan düzensizliğinde ve kuralsızlığında araba kullanırken, hatta bir an ürktüm içimde hissettiğim bu özgürlükten. Bir kişi bile katılsa –hatta belki kimse katılmasa bile-, doğru olduğuna inandığım, yapmak için yüreğimde sevinç hissettiğim şeyi özenle yapmak, yapmaya devam edebilmek. Arkadaşım geldiğinde de konumuz bu oldu ve daha birçok şey.

Şimdi bir hikâye anlattım sizlere kendimle ilgili, ama sonunda kendimi bir kahraman gibi hissetmiyorum ve şimdi oğlumla bahçede kovalamaca oynamaya gidiyorum.

‘İki Önemli Bir Sayıdır’” üzerine 6 yorum

  1. bernacan dedi ki:

    Hikayen, çok eskiden okuduğum başka bir hikayeyi hatırlattı bana. Eski kabilelerde, sayılar henüz bilinmezken bile kullanılan 3 sayı ifadesi mutlak olurmuş. Bunlar: yok(0), var(1) ve çok(2+)muş. Ben 2. çocukla birlikte, 2’nin neden “çok” olduğunu idrak etmeye başladım 🙂
    Şakası bir yana, paylaştığın o “an” ne kadar kıymetli. 2’nin çok’luğunun da harika bir ifadesi.
    “Blogu takip eden kişiler arasında” diye başlayan paragrafın, tam da beni tarifliyor. Ve her bir farkındalığın, her bir kabullenişin ve değişime dair her bir aksiyonun, benim hayatımda da bambaşka noktalardaki çabalarıma denk düşüyor.
    (Bu arada 7 yaşındaki oğlum son cümleme büyük harfle başladığımı görse, parmağını kaldırıp bir güzel sallar sanırım, “Ve büyük harfle yazılmaz” diyerek. Oysa ben çok seviyorum cümlelerime bağlaçla başlamayı. “Nokta” bitişe dair değil, sürekliliğe dair bir şeylere karşılık geliyor olabilir benim hayatımda. Bu da böyle bir not olsun)

    • yeni1anlam dedi ki:

      Ne kadar güzel bir yorum bu. Yazımı içimde daha da bir tamamladı. Ve ben de cümleye bağlaçlarla çok başlıyorum:) Bunu da senin gibi imla kurallarına aykırı olduğunu bilmeme rağmen durduramıyorum. Belki de nokta benim için de benzer bir anlamı taşıyor. Bunu hiç düşünmemiştim.
      Bir de yüz yüze henüz görüşmesek de baştan beri orada olduğunu bilmek, hissetmek çok güzel. Beraber yol almak çok güzel. Yolda olmak çok güzel:)

  2. perilievren dedi ki:

    Bazı sabahlar boğazımda bir yumruyla uyanırım. Eğitimim için harcanan zaman ve para, geçmiş iş deneyimlerim, eski patronlarım, iş arkadaşlarım ve müşterilerimin oluşturduğu bir yumru… Aklımda şu soru:” sen nereye gidiyorsun, Evren?” Önceleri çıldıracak gibi oluyordum. Oysa şimdi sakince kalkıp kahvaltı yapıp kızımı kreşe bırakıyorum (soru hala aklımdayken). Sonra eve dönüp kuyumcu tezgahımın başına oturuyorum. öğlene doğru bir yoga molası vererek öğleden sonra kızım gelene kadar çalışıyorum. Kazandığım para, mimarlık yaparak kazandıklarımın yanında devede kulak gibi kalır. Ama ben bu kadar çok sevdiğim bir şeyden çok az da olsa para kazanmanın, daha da önemlisi yaptıklarımın birilerinin ruhuna dokunmasının verdiği mutluluğu hiçbir şeye değişmem. o mutluluğun tarifi yok. Bütün günü en sevdiğim şeyi yaparak ve kendi ruhuma yaklaşarak geçirmiş olmamın sağladığı dinginliğin ailemle, kızımla olan ilişkime yansıması ise harika. Tek başına bu bile yeter.
    Yine de eski ben hep yanımda sessizce oturuyor. İlk fırsatta kulağıma “sen nereye gidiyorsun?” diye fısıldamaya hazır…

    • yeni1anlam dedi ki:

      Ben uzun süre aradan sonra ilk defa duydum o soruyu. Hiç hazırlıklı değildim buna inan. Ama sanırım dersimi düzenli çalışmışım:) Çok iyi geldi kendimle yüzleşmek. Kıyıda köşede bir şeyden korkuyordum belki ve kendime itiraf etmiyordum. Artık ondan da korkmadığımı hissediyorum. Çok derinde bir şey yerinden oynadı. Anlatmak zor ama senin anladığını hissediyorum. Kendime bir adım daha yaklaşmışım gibi geliyor.

Cevapla

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s