9

Fes Başıma, Fes Başıma…

Geçenlerde kocama ‘Galiba biraz içe dönük bir insan oldum artık.’ dedim, çünkü okumaktan, araştırmaktan, yazmaktan, çizmekten, bahçede ve yeni yeni şekil alan atölyemde çalışmaktan bugüne kadar yaptığım birçok işten daha fazla keyif alıyorum. Meğer bendeki bahsettiğim değişimleri farkeden kocam da bir ara aynı soruyu kendine sormuş, ama sonra başkalarıyla bir aradayken yine eskisi gibi sosyal davrandığımı gözleyince ‘her şeyin yolunda’ olduğuna karar vermiş.

İçe dönük davranışların neden insanları bu kadar endişelendirdiğini, günümüzün ‘sürekli temasta kal, nasıl olursa olsun aman hiç tek başına kalma’ kültüründe anlamak aslında hiç zor değil. Fakat ben şimdi ve burada; eskisinden daha fazla tek başına çalıştığımı ve bundan da çok çok keyif aldığımı belirtmek istiyorum. Eğer mutlu olmaya devam edeceksem de utanmadan, sıkılmadan bu ihtiyacımı sahiplenmeye ve kendimi ‘acaba bana neler oluyor’ sorgulamalarıyla daha fazla bunaltmamaya karar verdim.

Mesela sabah koşarken düşündüm; herkes sevmiyor bunu yapmayı diye. Aslında belki de bundan bile anlayabilirdim, ama sosyal bir alanda çalışmayı seçtiğimden sanırım bazen içe dönük davrandığımı kabullenmesi uzun sürdü. Kocam benden çok daha iyi koşsa da pek tercih etmez örneğin. Sıkıldığını söyler. O yıllarca takım sporu yapmış. Bense bayılıyorum tek başına ve kesinlikle açık havada koşmaya. Koşu bandı konusunu İstanbul’da yaşarken bir süre spor salonunda tecrübe etmişliğim var. Onu da hiç sevemedim bir türlü. Bu ve buna benzer birçok şeyi farkettikçe, bugüne kadar çok insanı çok iyi dinlemiş olduğumu ama kendimi yeterince dinlememiş olduğumu fark ediyorum.

Son yıllarda beklemediğim şeyleri, beklemediğim şekilde iyi yapar buldum kendimi. Bu bloğu açıncaya kadar hiç blog yazmayı düşünmemiştim mesela. Bir gece uyumadan önce aniden ilhamı geldi, sabahında açtım ve şu an burada, beraberiz. İlginç biçimde Türkçe bilmeyen birçok okuyanı da var. Şimdi de çizim, baskı, dikiş ve onun beraberinde içimden gelen bazı tasarımlar ortaya çıkıyor. Üstelik bunlar sadece benim değil görenlerin de çok hoşuna gidiyor, kendileri için isteyenler bile oluyor ve bu durum hem mutlu ediyor hem de şaşırtıyor. Bir yandan da mimar babadan ve doktorluğunun yanında ressam da olan dededen böyle bir yeteneğin geçmemiş olması aslında şaşırtıcı olmaz mıydı diyorum. El becerim çocukluktan fark edilmişken neden bu kadar geç kendime izin verdiğime de kızıyorum biraz. Bu da kendimi yeterince derin dinlememiş olmaktan. Aynı zamanda geçmişte  dinlememem gereken çok şeyi dinlemiş de olabilirim.

Dün sabah, bazı konularda beraber çalıştığımız yakın arkadaşımla yaptığımız haftalık görüşmede, şöyle bir soru sorarken buldum: ‘Sence yeni yaptığım işleri bloğa çok fazla koymasam mı? Çok başlangıç düzeyindeler.’ Arkasından bu sorum ona da, bana da pek saçma geldi. Tabii ki her şeyin bir başlangıç noktası olacaktı. Peki, ben bunları niye yapıyorum? Bu konuda bir takım fikirlerim var, ama esas nedenini hala tam olarak bildiğimden emin değilim ve sanırım bu duruma da yaratıcılık deniyor.

Dinlemek ve başlangıç düzeyi dedim de, bir de bu yazının sonunda maalesef başarısızlıkla sonuçlanan oğluma şapka yapma deneyimimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Fazla büyük yapmışım, öyle ki, onun değil benim kafama oldu ve o da tam olmadı. Ben de bu şapkayı, kendi gerçek doğamı keşfetmemin önünde engel olarak duran, ne yapmam gerektiğine ilişkin kalıplaşmış düşünceler(im)den zihnimi koruyan bir kalkan oluşturma niyetiyle kafama taktım:) Şapka kafamda biraz şekilsiz dursa da, bilirim evrende niyetler şekillerden daha önemlidir.

P1140579 (2)

Comments 9

  1. Dışarıyla ilgilenirken hep kendimizi unutuyoruz ve hayat bi şekilde bize kendimizi de tanıyıp farketmemiz için zaman ve ortam yaratıyor,ağzına sağlık,nefis betimlemişsin yine 👌💐

    1. Post
      Author
  2. Ben eğitimli entelektüel kültürlü yenilikçi ve modern sayılabilecek bir insanım ve benim yaşadıklarımdan ve gozlemlerımden çıkardığım evli kadınların çok eğitimlı çok kültürlü fakat (çok mecbur değil ise) bir ücret karşılığında bir işte çalışmayan insanlar olmalarını gerektiğini düşünüyorum bu fikrimi gayet “medeni” “kültürlü” “eğitimli” arkadaşlarım ile paylasınca çok sert tepkiler alıyorum geri kafalı da oluyorum yobaz da. Arkadaşlarıma diyorum ki ya siz ne söylüyorsunuz allah aşkına binlerce yıldır erkek gider yiyeceği bulur getirir kadın da ıncelıgıyle ve sevgısıyle ondan güzel bir yemek yapar sonra yaşanılan yeri bir yuvaya çevirir sora çocuğa bakar onu sevgısıyle büyütür bunun binlerce yıldır böyle olması bir tesadüf mü sizce yok zaman değişti diyorlar çağın gerekleri falan filan hiç bir mantığı olmayan ezbere cümleler. Yani bir insan kendi çocuğunu başkalarına bir insana para karşılığında buyuttukten sonra neye yarıyacak o kazandığı para yada o çocuğa karşı olan sorumluluğunu yerine getirmiş mi olacak? Evet öyle sanıyorlar ama fena halde yanılıyorlar. Çalışan kadınların kazandıkları hiç bir para ile aldıkları hiçbir kazak çocuklarına bakarken ördükleri kazak kadar çocuğa huzur verip onu ısıtmayacaktır veya yakısmayacaktır o çocuğa. Yine tuttukları hiçbir bakıcı o çocuğa verilmesi gereken sevgiyi veremeyecektır ve o çocuğa karşı olan sorumluluklarından azade etmeyecektir o insanları. Bu çok net değil mi sizce de? Hasılı siz benim bu düşüncemi destekleyen yaşayan örneksınız bence o gereksiz kesmekesın içinde doğruları fark etmiş ve bence güzel bir yaşayan birisiniz. Ayrıca yaptığınız ürünler harika bence. Yazılarınızıda severek okuyoruz sağ olun hoşça kalın. (imla ve noktalama için kusuruma bakmayın)

    1. Post
      Author

      Merhabalar, çok sevindim bu yorumunuz vasıtasıyla sizinle ve düşüncelerinizle tanıştığıma, ayrıca blogumu severek okumanız beni çok mutlu etti. Yorumunuz üzerine düşündüm. Bazı yerlerine katıldığımı ve bazı yerlerine de biraz katılmadığımı hissettim. Ben de çocukların ebeveynleriyle, bir yuva hissiyle büyümeleri taraftarıyım, ama bunun için ebeveyn sorumluluklarını anne evde kalsın ve baba dışarıda çalışsın şeklinde ayırmak istemem. Benim arzum kadının çalışması ve emeğinin hakettiği karşılığını alması. (Çalışmayı kastederken çocuk bakmayı da katıyorum.) Bu konuda görüşlerimi en fazla etkileyen kişilerden biri Marilyn Waring’dir, diğeri de Jean Baker Miller. Şu an aslında, mevcut genel çalışma kültüründe çocuğumu alıp yanımda işe götüremediğim için onunla beraber çalışabileceğim bir iş oluşturmaya çalışıyorum. Ayrıca düzenlediğim grup çalışmalarına katılanlar çocuklarını da gerekirse yanlarında getirebiliyorlar. Çocuklardan uzak yaşayan yetişkinler dünyasının geleceği, doğayı yeterince önemsemediğini, neşesizleştiğini ve donuklaştığını hissediyorum. Bir diğer dileğim de çocuğuna bakmak isteyen babaların da bu isteklerini utanmadan, özgürce yaşayabilmeleri ve eğer ailede anne dışarıda çalışmak istiyorsa çalışması. Yani ben -meli -malı lardan biraz ürküyorum açıkçası ve onlardan kaçınmaya çalışıyorum hayatımda mümkün olduğunca. Daha çok istediğim genç, yetişkin, yaşlı, her yaştan insanın, hayvanların, bitkilerin bir arada olabildiği ortamlarda sağlıklı, mutlu, yaratıcı ve doyumlu biçimde yaşayabilmek ve çalışabilmek.
      Tekrar çok teşekkür ederim, bunları okuma, düşünme ve yazma fırsatınızı yorumunuzla verdiğiniz için. Sevgiler!

      1. Bende kadınların çok özgür olmasından emek vermesinden uretmeresınden yanayım zira bir çok işte erkeklerden çok daha başarılılar. Ama bir çok kadın bunu yanlış anlıyor bence. Şöyle ki kadınların daha dogrusu günümüzde insanların çoğu bir kadının çocuğuyla çok iyi ilgilenip onu çok iyi bir şekilde yetiştirmesını veya bir evi yuva haline getirmesini esine ve çocuğuna güzel huzurlu bir yuva sunmasını ev hanımlıgı olarak nıteleyıp tukaka olarak görüyor.
        Ben ev hanımlıgına okuyup araştırmalar yapmayı sosyal yada çevre ile ilgili calısmalara katılmayı veya sizin yaptığınız gibi ürünler tasarlayıp üretmeyı ekleyip böyle yasarsak daha dogru yapmış olacagımızı ve daha mutlu olacağımızı dusunuyorum. Yani zarurı durumlar bir kenarda tutup çalışan bir annenin hem ısde hem evde verdiği emek ile ortaya çıkan sonuç ile çalışmayan ama aktif üreten araştıran dolayısıyla daha bilgili daha kültürlü bir annenin ortaya çıkardığı sonuçlar arasında ciddi farklar var bence çalışmayan kadın bir is yetiştirme telaşında olmadigindan daha az yoruluyor esine ve çocuğuna daha fazla zaman ayırıyor çocuk da es de daha mutlu ve huzurlu oluyor bilgisiyle kültürüyle daha bilgili ve daha kültürlü bir anne ve eş oluyor. Ayrıca sosyal hayata ve çevreye de ciddi katkılar sunabiliyor. Tabiki çok önemli bir detay var çalışmayan es bir apartman dairesine tıkılıp kalmamalı müstakil bir evde doğaya daha yakın yaşamalı. Sizi pek tanımamakla beraber bu çalışmayan kadın profiline benzettim biraz.

        1. Post
          Author

          Bu konular bahsettiğiniz gibi karışık ve yanlış anlaşılmalara imkan vermemek için çok uzun uzun yazmayı gerektiren konular ve bu nedenle blogun da ve en son İngiltere’de tamamladığım yüksek lisans tezimin de tek değil ama önemli konuları.
          Eğer belgesel izlemekten hoşlanıyorsanız size Marilyn Waring’in Who’s Counting isimli belgeselini çok tavsiye ederim. İnternetten de izlenebiliyor. Çalışma konusu ve onun nasıl çerçevelendirildiği kadının yaşam standardının yükselmesinde ve dünyanın bahsettiğiniz gibi daha mutlu, sağlıklı ve barışçıl bir ortam haline gelmesinde çok çok önemli. Çocuk bakan kadını çalışmıyor olarak tanımladığımız zaman tüm iş kültürünü ve para akışını farkında olmadan olumsuz biçimde şekillendiriyoruz aslında. Eğer kimse eve bedava bakıcı bulamıyorsa bu onun ekonomik değer taşıyan bir iş olduğunu gösterir. Ev hanımı tabir edilen kişilerin onca emeğe rağmen emeklerinin maddi karşılığını alamıyor olmaları ve sosyal güvence sisteminin dışında kalmaları beni çok üzüyor. Maalesef ekonomide şu an her şeyin değeri parayla ölçüldüğünden ve çocuk bakımına az ücret ve hatta çoğunlukla hiç ücret verilmediğinden dediğiniz gibi dünyanın en önemli iş ve sorumluluklarından biri olan çocuk büyütmek, nitelik gerektirmeyen, zaman kaybedilmemesi ve delege edilmesi gereken bir iş olarak algılanıyor ve bu algı giderek daha da maskülenleşen dünyada kemikleşiyor. Bu nedenle dışarda çalışmak isteyen kadınları hiç yargılamıyorum. Bu ekonomik ve kültürel değer vermemeyle psikolojik olarak başaçıkmak hiç mi hiç kolay değildir.
          Anladım ki anneliğimden bahsederken eşimden bahsetmezsem birçok şey eksik kalıyor:) Eşimle ben çocuk bakımını diğer iş ve sorumluluklarımızın yanında maddi ve manevi çok değerli bir iş olarak görüyoruz. Aslında bu blog ve bahsettiğim her şey kocamın bir anne bakımını aratmayacak düzeyde iyi çocuk bakma ve ev idaresi becerisine sahip olmasından ileri geliyor. Onun bu becerileri olmasaydı, bu blog ve diğer tüm güzel şeyler de kolay kolay var olamazdı.

  3. Yorumunuz ders gibi olmuş 🙂 Asıl sorun dünyanın belkide en önemli işini yapan insanlarını hak ettikleri ucretlerı alamadıkları yada hak ettikleri değeri görmedikleri için çalışmayan insan olarak görmekte. Bu da onları aslında daha yorucu ve muhtemelen daha.zevksiz ama para kazandırdığı için saygı ve değer görmelerini sağlayan islere yöneltiyor. Tavsıyenız için teşekkürler Yazılarınızıda ilgiyle takip edeceğim yeni mesleğe başlamış bir okul öncesi öğretmenı olarak 🙂

    1. Post
      Author

      Çok ama çok önemli ve değerli bir iş yapıyorsunuz. Geleceği şekillendiriyorsunuz. Ne mutlu sizinle bu vesileyle tanışmamız! İşinizde başarılar ve mutluluk diliyorum tüm kalbimle.

      1. Çok da eğlenceli bir is gerçekten. Tesekkuler iyi dileklerinize. Bende çok memnun oldum sizi tanıdıgıma blogunuzda çok faydalı ve keyifli bence. Bilginizı tecrubenızı paylasmanızın çok güzel bir davranış olduğunu düşünüyorum tebrikler.

Bir Cevap Yazın