Bulduğum İnci

Aylar oldu bloga yazmayalı. Sözkonusu sürede en çok sitemi, blogu çeviri programları vasıtasıyla yabancı dilde okuyanlardan aldım. Görünen oki, bu alan sadece Türkçe okurlar için değil, uluslararası okuyucular için de özgün ve dolu bir içerik taşıyor. Evrenselliği hedeflemiş bir insan olarak bundan büyük mutluluk duyuyorum.

Blogda yazmaya ara verişimde, baskıya, dikişe, tasarıma ve sanata daha fazla odaklanarak başa çıktığım bazı sorunların da etkisi var. Bunlardan biri doğayla sürekli temas halinde olmaya alışık çocuğumuzun, okul öncesi eğitim hayatına başlamasıyla içine girdiği akademik başarı, performans, kıyas odaklı, kaygı dolu ortamlarda bir kültür şoku yaşaması ve bunun sonucu kaybettiği o eski neşesini, ağız tadını tekrar bulmasının oldukça zaman alması. Keşke çok daha önce yapsaydık dediğimiz bir okul değişikliği, bol hayal kırıklığı ve kimi zaman da kızgınlık içeren bu sürecin, onu bebekliğinden okula başlayıncaya kadar coşkulu, mutlu, sevecen, şefkatli görmeye alışmış bizi ne kadar zorlamış olabileceğini bu yazıyı okuyan çoğu kişinin tahmin edebileceğini hissediyorum. Psikolog olduğuma bu dönem kadar şükrettiğimi de hatırlamıyorum.

Eğitim sisteminin dayandığı rekabet, kıyas gibi temel değerlerin ne kadar sağlıksız olduğuna ve bunun çoğu insan tarafından hava, su gibi yaşamın vazgeçilmezi olarak öylece kabul edildiğine inanmakta hala güçlük çekiyoruz. Bizim bu durumda neden Türkiye’yi tercih ettiğimizi ve imkânımız varken yurtdışına gitmediğimizi soranlara cevabımız;  sadece Türkiye’deki eğitim sistemiyle değil, küresel çapta yaygın eğitim değerleriyle sıkıntımız olduğu oluyor. Bizim için okulsuz eğitim de şu an bir alternatif değil. O zaman hiç okula gitmesin gibi, bu konuda yaşadığımız soruna çözüm amaçlı olanın öbür ucunu yapmaya çok sıcak bakmıyoruz.

Devam eden bu sıkıntılı dengelenme/dengeleme sürecine ek, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde olanlarla beraber yaşadığımız şehir Ankara’da beş ay gibi kısa bir sürede çok acı sonuçları olan 3 terör olayının gerçekleşmesi ve bu olayların sebebi olan, ülkede, dünyada siyasi, ekonomik, yapısal, ahlaki alanlarda sürüp giden yozlaşma…ve aşırı çalışma ve tüm bunların yarattığı derin üzüntü arasında Aralık başlarında cildimde oluşan daha önce hiç görmediğim bir kızarıklık fark ettim. Bu kızarıklık doktorların endişeye kapıldığı bir hızla bir ay gibi kısa sürede bedenimin her yerine yayıldı ve uzun süren, tekrar tekrar yapılan moral bozucu tetkikler sonunda sedef (psoriasis) olduğumu öğrendim. Kronik olarak çekenlerine sabır ve güç dilerim, çünkü sedef fizyolojik sıkıntısının yanı sıra vücutta yarattığı görüntüyle ve bazı doktorların düzelmeyeceğine dair neredeyse dayattığı moral bozukluğuyla psikolojik açıdan da tecrübe etmesi zor bir hastalıkmış.

Çok stresli bir dönemde, tetikleyicisi stres olan bir hastalığın tedavisine çalışmak ve onu tedavi edebilmek benim hayatımdaki en anlamlı tecrübelerden biri oldu, yine bu süreçte en büyük desteğim, sağlığıma tekrar kavuşmam dışındaki şeyleri önemsemeyen eşimdi. Doktorlar hastalığın genetik olduğunu, ilaçsız kolay kolay geçmeyeceğini sürekli tekrarlarken; kendi sezgilerimi dinleyerek yaptığım diyet, detoks, meditasyon, güneş banyosu… ile neredeyse hiç ilaç kullanmadan cildim üç ayda sedeften arındı. Bu süreçten teşhisi koymuş olan doktorlar, ben ve yakın çevrem çok şey öğrendik. Bana adeta mucizevi gelen bu iyileşme hikayesi daha fazla anlatılmayı hak ediyor, ama bir özet olarak bugün şunları söyleyebilirim; dinledikçe keskinleşen sezgilerimin zorlukları aşmamda bana bahşedilen en değerli armağanlardan biri olduğunu, dünyaya faydalı işlerin kendini tüketme pahasına yapılamayacağı ve devam etmek için zamanı geldiğinde yavaşlamanın, hatta durmanın ve geri çekilmenin zorunluluğunu gördüm, anladım…

Yazımın sonunda yine bu iyileşme sürecimde bana yol gösterici olan ve defalarca dinlediğim Margaret Wheatley’in bir konuşmasını sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazıyı da esas olarak onu paylaşmak için yazdım. Konuşması, sebata ve bu zor zamanlarda kalp taşıyan yollarda korkunun ve ümidin ötesine geçen bir kalple yürümeye dair… Dilerim bana olduğu kadar siz izleyenlere de şifa olsun…