Boşluktan Gelenler

bir sabah uyandığımda evimizin penceresinden gördüğüm – Ankara

Eğer onun bahsetttiği ‘boşluk’ gerçek olmasaydı, bu kelimeler kalbimi, zihnimi bu kadar derinden etkiler miydi? Ve insan o ‘merkez’in üzerinde, bahsettiği geniş geniş daireleri çizmeye başladığında bu merkeze ulaşmış, orada duraklamış olanların ellerinden, ağızlarından çıkana daha fazla ihtiyaç duymazdı. Ve yine o merkezin etrafında döndükçe ve döndükçe, ellerinden çıkanlara hayretle bakıp ‘Bunu ben mi yaptım? Peki Nasıl?’ diye düşünmezdi. Ve her okuduğunda, baktığında o bahsedilen merkezden getirilen bir şeyler duyumsamayı istemezdi ve daha azıyla yetinebilirdi, daha azı ona yeterdi. Eğer, insan aslında o ‘merkez’in özlemini duymuyor olmasaydı, sanat olmazdı…

” SANATÇILAR

Şarkıcılar, öykücüler, dansçılar, ressamlar,

heykelciler, yaratıcılar,

ne yaparlar?

Boş elle giderler,

aradaki boşluğa.

Ellerinde bir şeylerle dönüp gelirler.

Sessiz gidip, sözlerle, ezgilerle dönerler.

Telaşlı ve gözü yaşlı, çirkin ve ürkek giderler

ve dönerler kırmızı kanatlı şahinin kanatlarıyla,

dağ aslanının gözleriyle.

İşte orada yaşarlar,

orada soluk alırlar;

Orada, aradaki boşlukta, 

boşluğun içinde.

Gizemli sanatçı nerede yaşar?

Orada, aradaki boşlukta.

Eklem yerleri ellerindedir.

Kimse soluk alamaz orada.

Onlar övgünün ötesindedirler.

Sıradan sanatçıların ellerindeki aletler,

sabır, tutku, beceri ve emek

ve işinden kopamamak

ve sağduyu, oran, zeka, amaç,

kayıtsızlık ve inat

ve aletini kullanmaktan zevk almadır, 

bunlardan geçer yolları ve

yaklaşırlar merkezdeki boşluğa,

yaklaşırlar döne döne, daireler çizerek, 

akbaba gibi aşağı bakarak, gözleyerek,

çakal gibi, gözleyerek.

Merkeze bakarlar,

merkezin üstünde dönerler,

merkezi tanımlarlar,

orada yaşayamasalar da.

Övgüyü hak ederler.

Kendilerine sanatçı diyen insanlar da var,

övgü almak için birbiriyle yarışan.

Merkezin bağırsak dolması olduğu,

ve sıçmanın çalışma anlamına geldiğini sanan.

Akbabayla çakalın

dün yediği şey onlar.”

Ursula Le Guin

Hep Yuvaya Dönmek