İstanbul Hatırası

İstanbul binlerce yıl milyonlarca insana olduğu gibi, bir süre bana da yuva oldu. Dokuz yıl önce Akatlar’da oturduğum evimin kapısını kapatıp, anahtarını ev sahibime teslim ederek, Münih’te yaşamak üzere ayrılmıştım bu şehirden. Havaalanlarından aktarma yapmak dışında, onca zaman sonra ilk defa geliyorum.

Ondan ayrıldığımdan bu yana ne kadar değişmişim. Mesela artık onu kendimce çizebiliyorum. Dokuz yıl önce, içimde, ellerimde bu kadar yaratıcılık taşıdığımı bilmiyordum. İstanbul da biraz değişmiş. Özellikle de o dillere destan siluetine hiç yakışmayan, onu bozan yüksek yüksek gökdelenlerin arttığını görmek beni üzdü.

Ortaköy

İstanbul’da bazen mazaraya karşı otururken, bazen de yolla düşmeden sabah kahvaltı masasında fırsat buldukça bir şeyler karaladım. İnsan çizerken daha önce fark etmediği bir çok ayrıntıyı fark ediyor, özümsüyor. Bu seyahatte 10-15 dakikalık, ayaküstü eskizler konusunda biraz daha kendime güvenim geldi. Bunda oğlumun da payı var. ‘Anne harika olmuş.’ diyerek beni sürekli cesaretlendirdi. Çoğu zaman ebeveyn olarak davranışlarımızla sözlerden daha fazla şey anlatıyoruz. Onda bu yaptıklarımın nasıl bir etki bıraktığını bilmiyorum. Arada ipuçları geliyor. Bu sabah okula gitmek için kapıdan çıkarken ‘Anne yaptıklarını beğeniyorum, senin herkesin beğendiği bir sanatçı olacağını düşünüyorum. Bunu isterdin değil mi?’ dedi. ‘Öyle mi düşünüyorsun? Çok teşekkür ederim. Ama bir sanatçıyı herkesin beğenmesi pek mümkün değil. İnsanların zevkleri, beğenileri, beklentileri farklı farklı. Önceliğimi kendimi geliştirmeye, keşfetmeye, kendim olmaya verirsem sonuçta ilginç şeyler ortaya çıkarabileceğimi biliyorum, çünkü benden başka bir tane yok, senden de. Biriciğiz. Her insan biricik. Ama yaşamda ilk amacımız beğenilmek olmamalı, kendimizi tanımak, keşfetmek olmalı. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.’ dedim. Beni dinledi ve hiçbir şey söylemeden kapıdan çıktı.

Boğaziçi / Bosphorus

Çizimlerde farklı farklı kalemler aldım elime. Sepia, kırmızı, siyah mürekkep kalem ya da yumuşak fırça. Ama renklendirmede hep suluboya kullandım. Her geçen gün suluboyayı daha çok seviyorum. Suluboya dünyanın her yanına, zahmetsizce taşınabilen en özgür ruhlu boyalarından biri.

Örneğin yukarıdakini akşam Ortaköy’de oyun parkının yanında karaladım ve boyadım. Aşağıdakini de oğlanın limonata sezonunu açtığı yerde.

Hem İstanbul’u özlemişim, hem de özlememişim. Yine gider gitmez o kelimelere vurulamayan büyülü gizemi beni içine aldı. Ve yıllar önce neden İstanbul’a taşındığımı hatırladım. Gider gitmez yine o hiç sevmediğim hızı ve karmaşası da beni içine aldı, kaslarım yavaş yavaş gerilmeye başladı. Ve neden İstanbul’dan taşındığımı da hatırladım. Hem içinde yaşayıp çilesini çekmediğim için mutluyum hem de böylesine muazzam güzellikleri olan bir şehre sahip bir ülkenin parçası olmaktan mutluyum.

Topkapı Sarayı / Topkapı Palace

Dokuz yıl nasıl olup da İstanbul’la gelmek ihtiyacı duymadığımı bilmiyorum. Şehir olarak o kadar Türkiye’nin gündemindeki, belki insan özlem duymaya bile fırsat bulamıyor. Aslında İstanbul’un ülkede her alanda her yanı kaplayan varlığından, yaşam biçiminden bir süre uzakta olmak en başta yaratıcılığıma iyi geldi. Başka şeyleri keşfetmek, başka hikayeleri, tarihi dinlemek, başka kavramları kullanmak…. Bir nevi İstanbul detoksu oldu. Anadolu’yu bol bol gezdim ve ne güzellikler gördüm, zamanla İstanbul içimde bu güzellikler arasında daha gerçekçi, eskisinden biraz daha mütevazi bir yer aldı. Birçok ezber bozuldu içimde, iyi de oldu. İstanbul güzeller güzeli bir ülkede güzeller güzeli yerlerden biri. Fakat maalesef artan gökdelenler, betonlaşma ve nice başka çarpıklıklar bu güzelliği açık açık bozmaya başlamış. İnsan dokuz yıllık uzaklıktan sonra bu olumsuz değişimleri daha çarpıcı biçimde görebiliyor. Bu gidişimizde İstiklal Caddesinde yürümeyi bir kez bile aklımızdan geçirmedik mesela. Oysa orayı çocukluğumdan beri çok severdim.

Ayasofya / Hagia Sophia

Geziden döndüğümüzde günlüğümü incelerken çizdiğim eskizlerin o yerlerin bende uyandırdığı hisleri yansıttığını görmek çok hoşuma gitti. En fazla da Ayasofya çizimimde gözledim bunu. Yalnız seyahatimizin başında üşenip, çok sevdiğim Schmincke Horadam suluboyalardan mini bir palet hazırlayarak yanıma almadığıma da pişman oldum. Yanımdakiler Van Gogh suluboyalardı. Öğrenci kalitesi olmalarına rağmen çok iyiler ve Horadam’a nazaran daha hesaplılar, tavsiye de ederim, ancak benim gibi çizim üzerine renklendirme yapmayı seviyorsanız; bazı boyalarda renkleri elde etmek için saf pigment yerine pigment karışımları kullanıldığı ve boyaların içeriğinde daha az pigment daha fazla bağlayıcı olduğu, yani daha düşük saflıkta oldukları için -ki bunlar öğrenci kalite boyalarla, sanatçı kalite boyaları ayıran başlıca farklar- bazen görüntüyü bulandırabiliyorlar. Mesela aşağıdaki manolya tohumu çizimim bundan nasibini aldı. Okra rengi zaten genelde tüm boyalarda opak bir sonuç veriyor, ama öğrenci sulu boyalarında bunun dışında öngörülemeyen şeyler de oluyor bazen. Dolayısıyla gelir gelmez ilk işim, çantama atıvereceğim mini bir Schmincke Horadam suluboya kutusu hazırlamak oldu.

Dolmabahçe Sarayı / Dolmabahçe Palace

Gezimizde İstanbul’da betonlaşmanın ciddi biçimde artışını gözlemenin yanı sıra Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün odasının olduğu kısmın güvenlik gerekçesiyle erkenden kapatılmış olduğu görmek üzüntü yaşattı. 18 Mayıs’ta sabah saat ondan itibaren sarayın o kısmını ziyaret için gereken bilet satışı durdurulmuştu, ama sarayın diğer yerlerini gezmek mümkündü. Atatürk’ün Milli Mücadeleyi başlatmak amacıyla İstanbul’dan yola çıkıp Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs 1919’un 100. yıl dönümünün kutlandığı bu özel zamanda, oğluma Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayındaki odasını gösterememenin kırıklığını yaşadım içimde. O ise ‘Üzülme Anne, başka zaman yine geliriz.’ diye beni teskin etti. Gülümseyerek ‘Elbette, geliriz.’ dedim. Sonrasında kendi dünyasına dalıp, sarayın bahçesini keşfe çıktı. Yapraklardan kılıçlar, uçaklar yapmaya koyuldu. Onun kocaman hayal gücüne baktıkça umut doldum, güzeller güzeli boğazı, geçip giden vapurları izlemeye koyuldum ve düşündüm. Bozulan her şey birgün düzeltilebilir de. O yüzden güzel hayaller kurmalı. İçinde yaşanılası, çocuklara, onların çocuklarına, torunlarına, bilmediğimiz uzak yarınlara gönül rahatlığıyla miras bırakılacak güzellikte hayaller. Her şey hayal etmekle başlıyor. Başlamadı mı?