Benim Dünyam

balkonumuzdan manzara / Bodrum – Gümüşlük

Annemin evinde bir koltuğa oturmuş, telefona blog için notlar yazıyorum. Oğlan anneannesini ziyaret etmek istedi. 

Birkaç gün önce ailece müdavimi olduğumuz Gümüşlük’ten Ankara’ya döndük. Her anlamda iyi geldi, yavaşladık, sakinledik bir haftada.

Dönüşte Bodrum Milas havaalanında bir buçuk saat rötar yapmış uçağımızın kalkmasını beklerken, tekrarlanan İstanbul seçim sonuçları da açıklandı. İnsanlar bir kafedeki televizyonun önünde coşkuyla alkışladılar.

oğluşun deniz ekipmanları:)

Ülkede yıllardır dur durak bilmeyen gerginlik, öfke taşan, kutuplaştırıcı siyaseti, sürekli değişen ilkeleri, birbirini tutmaz söylemleri, birçok kişi gibi benim de artık psikolojim kaldıramaz, zihnim anlamlandıramaz olmuştu. Ekonomik ve toplumsal gidişatın olumsuzluğundan, en başta çocuğum olmak üzere ülkenin gelecek kuşakları adına ciddi biçimde endişelenmeye başladım. Bir değişim vaadeden bu seçim sonuçları, bana oksijensiz kalmış bir eve açılan pencerenin getirdiği taze havanın ferahlığını hissettirdi. Tatil, sıcak demeyip sandığa giderek bunu sağlayan İstanbul seçmenine şükran duygularıyla doldu içim.

Döndüğümüzün ertesi günü gözlerimi yaşla dolduran içtenlik ve duygu dolu bir e-posta da aldım. Bir İngiliz okurdan geliyordu. Uzunca bir süredir blogda İngilizce yazmadığımdan bu beni oldukça şaşırttı. Yüz yüze görüşmediğim, hiç tanımadığım bir kişiyle yazdıklarım vasıtasıyla gönülden ve derinden iletişim ve duygudaşlık kurmuş olmak beni gerçekten etkiledi. Yazmak ve okunmak çok muazzam bir tecrübe. Hele ki yazan bir psikolog olarak, insanlarla, kültürler ötesi evrensel değerlerde, bazen ana dilimde, bazen misafiri olduğum diller aracılığıyla buluşabilmek, kucaklaşabilmek en büyük arzularımdan biriydi. Ama bundan öte hayallerim de var. Kendimden bile yıllarca sakladığım, kalbimin köşesinde taşıdığım rüyalar. Bodrum’da onlardan birinin de yavaş yavaş gerçekleşmeye başladığını gördüm.

doğa günlüğümden

Yazmak, okunmak istenen şeyler yazabilmek muazzam bir tecrübe. En başta yazana iyi geliyor, şifa oluyor yazmak, öğretiyor ve dönüştürüyor. Daha kimse okumadan sen başkalaşmış oluyorsun. Sonra cesaretini ve teslimiyetini toplayıp yazdığın kelimeleri ‘bunu yayınla’ diyerek üflüyorsun rüzgara. Ve sözler satırlar gözünün önünden yavaş yavaş uzaklaşıyor, bir kuş tüyü gibi, nereye konacaklarını, nereye uçacaklarını bilmeden sayfayı kapatıyorsun. Onlar senin kelimelerin olduğu kadar değiller de artık. Hele ki içten yazmışsan ve okurların da yüreklerini, zihinlerini, benliklerini açarak okuyorlarsa yaşama kendinden öte bir katkı yaptığını çok derinden hissediyorsun.

kahvaltı masası / Bodrum -Gümüşlük

Ama bazen kelimeler yetmiyor. Kelimeler insan icadı, insan bilincinin biraz ötesine geçmek istediğinde bambaşka bir dünyanın kapısıyla karşılaşıyorsun. O kapının eşliğinde yıllarca oturdum, gittim, geldim ve belki de orası benim içimde özüme giden en büyük eşiklerden biri. Renkler, el, beden, hisler, çizgiler, şekiller, dokular, hareket, tüm bu detayların oluşturduğu, oluşturabileceği anlatımlar, anlamlar. Kimi zaman ötelerden, bilinmezden gelen anlamlar.

Ellerim son yıllarda hücrelerimde, genlerimde saklı becerileri sahiplenerek, kendimi anlama, ifade etme şansını bana giderek daha fazla veriyorlar. Kendi dünyamı oluşturma şansını veya dünyayı böyle görüyorumu gösterme şansını veya dünyayı böyle görmek istiyorum deme şansını veya hiçbir şey dememe, öylece susma şansını. Ellerim, geçmişimde yeterince tanımadığım halde çok özlediğim bir özgürlüğü, her geçen gün bana daha fazla tattırıyorlar. Ellerim yıllar önce keşfettikleri sözlerden öte o dili konuşmaya, kaldıkları yerden başlıyorlar.

Bu kış renkleri, pigmentlerin doğasını anlamaya çalıştım ve onları adım adım, yavaş yavaş keşfetmeye başladım. Bunun da katkısıyla çizmekten, boyamaktan her geçen gün daha fazla keyif alıyorum.

Bodrum’un en sevdiğim köşelerinden birine ilk sabah uyandığımda, o tanıdık eskimeyen manzara karşısında, denizden gelen tatlı esintinin kokusunu yeni yaptığım kahveyle karışık içime çekerek, hala çapaklı gözlerimi güneşe karşı kırpıştırarak oturdum. O an her şey adeta şarkı söylüyordu. Üstüme alındım, tüm bunları bana söylediklerini düşündüm, hissettim. Zakkumlar, okaliptüs ağaçları, dalgalar, henüz boş şezlonglar, hasır şemsiyeler, Ege’nin beyazı, mavisi… Bana resim yeteneğini aktaran babamdan gelen Egeli genlerim titreşmeye başladı içimde ve içimden geldiği gibi çizmek arzusu uyandı. Zamanı unuttum, tüm kaygılarımı da… Sonra bütün tatil her fırsatta dilediğim gibi çizdim, boyadım. İçimdeki renkler dışıma çıktı.

kaldığımız minik otel / Bodrum-Gümüşlük

Sahilde bir tatlı, zarif emekli resim hocası da fark etti beni. ‘Sizi defterinize bir şeyler kararlarken izledim. Çok ilgimi çekti. Resim öğretmeniyim. Sakıncası yoksa yaptıklarınıza bakabilir miyim?’ diye sordu. Böylelikle yıllar sonra yani onbir yaşlarımdan bu yana ilk defa bir resim öğretmeni ile bu şekilde karşı karşıya gelmiş oldum. Bir an çocukken aldığım özel resim dersinin sonlarına doğru yaşadığım eski kötü anıları canlandı. Fakat gülümseyerek uzattım defteri ve sayfalarını açarken yüzündeki aydınlanmayı gördüm. Bir süre inceledi ve sonrasında yeteneğim, yaptıklarımın taşıdığı ifade ve gelişme potansiyeli ile ilgili çok cesaretlendirici şeyler söyledi. Kendisiyle uzun uzun sohbet ettik. Keşke yıllar önce onun gibi birinin öğrencisi olsaydım belki bırakmaz devam ederdim diye düşündüm. O bu konuda da hiç bir zaman geç değil, bunun zamanı yok diyerek beni yine teselli etti.

Şimdi tatil fotoğraflarıma değil tatil eskizlerime bakıyorum. Tüm hatıralar, duyular, duygular o anki gibi canlanıyor. Bu fotoğraflarda, makinemin, instagramın değil ruhumun filtrelerini kullandım…