Huzur

art 2021 tarihli eskiz defterime yaptığım bir guaj çalışma/ Unesco Dünya Mirası olarak korunan dünyanın en eski Kayın ormanlarından birine ev sahipliği yapan Almanya, Rügen Adasında bir yürüyüşten esinle. Sırtımda taşıdığım hafifliğini çok sevdiğim kumaş çantanın tasarımı, baskısı, dikişi bana ait

Uzun bir süredir içsel bir farklılık yaşıyorum ve bu giderek ciddi anlamda bir kafa karışıklığına dönmeye başladı. Yazamıyorum, tam olarak odaklanamıyorum. Aslında bir şeyler çizerken, yaparken daha net haldeyim, ama karar vermem gerektiğinde ve bir anlam vermem gereken durumlarda kafamda bir ‘dııııııt’ veya meşgul sesi var.

Yaşantımdan hem memununum hem de hiç memnun değilim. Bu normal olabilir, ama sorun şu sanırım ben normalin ne olduğunu hakkında da artık emin değilim. Kafam bir kakofoniyle dolu.

Tüm yaz boyunca bunun nedenlerini araştırmaya, anlamaya çalıştım. Birazını buldum, ama değiştirebileceğim şeyleri veya değiştirmek istediğim şeyleri bilmiyorum. Artık genel anlamda ne istediğimi de bilmiyorum aslında. O eski bir şeyler yapma isteğim uçtu gitti ya da şu an samimiyetini kaybetti. Tek bir şeyden eminim, tek istediğim şey var; ‘huzur’. Huzurlu bir zihin. Bir ekleme daha yapayım, huzurlu bir zihin ve uyanık bir beden. Bunları yer değiştirerek elde etmek istemiyorum, mesela yurtdışına veya bir sahil kasabasına yerleşmek istemiyorum. Evet, bir şeyden daha eminim yer değiştirmek de istemiyorum. Şimdi ve burada huzurlu olmak istiyorum. Daha doğrusu şimdi ve burada, Ankara’da, yaşadığım yerde huzur bulmaya ihtiyacım var.

Son yıllarda insandan daha uzaklaştığımı da fark ettim. Birlikteliklerin çoğundan yorulduğumu hissediyorum. Bunun bir kısmı belki benden kaynaklanıyordur, ama bir kısmı da insan olarak genel anlamda hakikaten birbirimiz için yorucu hale geldiğimizden. Yaptığım gözlem ve araştırma, okumalar sonucu artık iyice anladım ki, sadece modern hayat değil günümüz insanı da giderek daha yorucu bir yapıya büründü. Sadece koşullar değil, insan da insanı sürekli yoruyor.

Belki buradan tekrar başlayabilirim. Belki buradan ve yeniden bilmeyerek başlayabilirim. Belki yine bulunduğum noktayı, karışıklığı dolu dolu sahiplenerek başlayabilirim. Yıllar önce yola yine bilmeyerek çıktım, şimdi buradayım. O kadar da kaybolmamışım aslında, hatta az da olsa kendimi bulmuşum da. Yanımda, konuşmadan, dingin bir zihinle yapabilceğim bir işim de var artık. Çok özlemini duyuyordum bunun, çok şükür yeteneğim de varmış. Ama gel gör ki bu işle bunca yıl bunca emeğe rağmen neredeyse hiç para kazanamadım. Bu da bazen ağır geliyor, korkutuyor. İnandığım şeylerin, hayalimin bir ütopya olduğunu düşündürüyor. Belki de öyledir, bir ütopyadır. Bu işle bir gün geçimimi sağlayabileceğim ümitleri her gün azar azar kaybolsa da, bir ütopya olsa da, belki tüm bunlardan bana huzur kalır geriye ve de uyanık, yaşayan, yaşamış bir beden. Belki de bu o elde edebileceğim tüm kazançlara yeğdir.

İlk başladığımda yeni çocuğu olmuş, Almanya’ya yeni taşınmış, yeniden okula dönmüş, bir yandan bebeğine kendisi bakan, ne iş yapmak istediğini bilmeyen bir ben vardı. Kocaman bir ‘bilmiyorum’ vardı içimde. Şimdi Türkiye’ye geri dönmüş, çocuğu ilkokulu bitirmiş, bir iş kurmuş, sanatında gelecek vadeden, çok çalışsa da pek kazanamayan, son yıllarda yaşanan toplumsal ve küresel travmalardan içi karışık, huzura gereksinim duyan ve yine kocaman bilmiyorumlu bir ben var.

Evet, olduğum yerden tekrar başlayacağım. İçimdeki o bilmiyorumu dolu dolu sahiplenerek başlayacağım. Şu noktada en azından ne istemediğimi biliyorum; yer değiştirmek ve neye ihtiyacım olduğunu biliyorum; huzur.

Bunları yazarken bir şey daha fark ettim, kendi blogumda yazmak, onun yavaşlığı, imkanları da bana daha huzur veriyor. Belki Instagramdaki kadar okuyucusu olmayabilir, ama evet burası bana daha huzur veriyor. Ve ihtiyacım olan neydi, huzur. Sanırım minik de olsa yolda bir adım sayılır bu farkındalık da. Galiba son yıllarda ihtiyaçlarımla alıştığım çalışma biçimi de çatışıyor ve bu da sorunlarıma ekleniyor.

Peki yavaşlık bana huzur veriyorsa, benim yavaşlamaya da ihtiyacım olabilir mi? Sanırım evet, buna da ihtiyacım var. Zaten pek bir şey kazanmıyorsam ve zaten geçimimi bu iş sağlamıyor, sağlayamıyorsa, o zaman bu işte -maddi, manevi bedelini ben ödediğime göre- en azından herhangi bir -meli -mali olmaksızın ‘gerçekten’ özgürce ve dilediğim gibi çalışamaz mıyım? Peki şimdi önemli bir soru geliyor, ben gerçekten nasıl çalışmak istiyorum? Kim için veya ne için? Bunları yeniden gözden geçirmeye ihtiyacım var.

Şimdi bu noktada bir şey daha fark ettim; sanırım bu işim de içimde biraz eskidi, anlamını yitirdi ve bu işten, veya iş yapma biçiminden de içsel olarak ayrılmak, belki de istifa etmek istiyorum. Bilmiyorum. Tuhaf bir şekilde ilk defa şu an benim bir patronumun olmadığını gerçekten fark ediyorum:) Peki ben kendime nasıl bir patronluk yapıyorum? Bu önemli bir soru ve hemen tam bir cevap vermeyeceğim, veremeyeceğim, ama şimdiye kadar çalıştığım tüm patronlarım gibi yeterince kıymetimi bilmediğim kesin. Bir ikinci soru ben neden kıymetimi yeterince bilmiyorum? Veya gerçek kıymetimin nasıl daha farkında olabilirim ve nasıl sahip olduğum bu kıymetlere daha iyi bakabilirim ve de onları koruyup, besleyip, büyütebilirim. Daha kendi değerimi yeterince bilmiyorsam, başka şeylere nasıl layık olduğu değeri verebilirim. Burada layık olduğu kavramını vurgulamak istiyorum, çünkü günümüzde birçok şey layık olduğu değeri görmediği gibi birçok şey de layığından fazla değer görüyor. Bu da bir sorun bence. Sanırım her şeye, önce gerçek ihtiyaçlarımı fark ederek, değer vererek ve onları karşılamaya çalışarak başlayacağım.

Evet, öncelikli ihtiyacım huzur. Oradan başlayacağım.

Yorumlar