Hassas Dağınık Bırakma ve Bütünleştirme Dengesi


2018- Beberuhi Karagöz Kuklasından bakarak yaptığım körlemesine eskiz. Körlemesine çizimlerde, çizim bitene kadar kağıda bakmıyorsunuz ve kalemi kağıttan hiç kaldırmıyorsunuz. Tüm çizim tek bir çizginin devamından oluşuyor. Buna benzer başka örnekleri bu yazımda ve bu yazımda görebilirsiniz.

Bugün biraz daha uzun masa başında kalabilirim, çünkü toplarlamak istediğim şeyler var. Bu sezgisel bir toparlama biçimi, yani belirli bir mantığı yok ya da mantığını zamanla kavrıyorum da denebilir. Düzenli yapmadığımda, bana ilham vermiş şeyler ve yeni fikirler uzayda boşlukta uçar gibi kafamda oradan oraya gidiyor. Onlardan bir bütün oluşturamamak beni bazen yoğun bir anlamsızlık duygusu içinde bırakıyor, ama bu anlam verme kaygısının derecesinde de hassas bir nokta var. Fikirleri, konuları, heyecanı biraz zamana bırakmak ve salınımlarına izin vermek de önemli. Hemencecik üç beş parçayı alıp, ‘hah işte bu dememek’ ve olaşabilecek farklı farklı bütünlüklerle biraz oynamak, bedene nasıl bir enerji verdiklerine bakmak daha özgün sonuçlar için gerekli. Bu dağınık bırakma ve bütünleştirme arasındaki hassas dengeyi kurmakta, insan zamanla kendi kapasitesi düzeyinde bir beceri kazanıyor.

Kısacası sanat, zihinle değil sezgiyle yapılan bir şey. Zihinsel kapasite, sezginin gösterdiği yolda giderken çözülmesi gereken problemlerde ve geliştirilecek tekniklerde gerekiyor. Bu noktada, maddi dünyanın kısıtlıklarıyla başbaşa kalıyor sanatçı. En çetin süreç bu ve bir nefs terbiyesi de denilebilir. Sürekli egonun sınırlarına çarptığın ve ifade etmek istediğin adına seni genişlemeye, sınırlarının dışına çıkmaya zorlayan bir süreç bu.

Nedir bu maddi dünyanın kısıtlılıkları: zaman, eldeki imkanlar ve ellerin, bedenin imkanları. Sanatçı bu noktadan sonra, bilgisi, becerisi ve yeteneğinin boyutu, kişiliği, çağın ve kendi ulaşabildiği teknolojik, bilimsel, deneyimsel imkanlar ile aldığı ilham arasında bir bağ kurma çabasına giriyor. Dolayısıyla ilham ne kadar büyükse ve çağın ötesindeyse, psikolojik yük de o kadar ağır olabiliyor. İşte, üstün sanatçıları tepe noktalara çıkaran şey sadece yetenekleri değil, bazen tüm ruhsal ve bedensel kaynaklarını seferber etmesini gerektiren, sürekli bitmemiş işlerle yaşama becerileri, belirsizliğe olan yüksek dayanıklılıkları ve (bazen uzun, bazen de maalesef kısa süreli) kişisel bütünlüklerini koruma güçleri.

Tahmin ettiğiniz gibi yaşamda belirsizlik, yarattığı kaygı sebebiyle çoğu insanın dayanmakta zorlandığı ve kaçındığı bir şey. Bu nedenle herkes sanatçı olmuyor, olamıyor, olmak istemiyor, olmak zorunda da değil. Ayrıca sanat yapan herkes de illa çok üstün bir sanatçı olmak zorunda değil, fakat yine de ister büyük ister küçük jestlerle olsun yaşamda yaratıcılık, özgünlük; belirsizlikle başa çıkabilmeyi gerektiriyor. Daha az kaygı taşıdıkları ve daha çok ana odaklandıklarından, insanlar içinde ise çocuklar, en kolay yaratıcılık gösterebilenler. Bu yüzden çocuklar için bir şeyler üretmek, tasarlamak, onların kitaplarını okumak, masal okumak, dinlemek, anlatmak, onlarla vakit geçirmek bana çok ilham veriyor.

Bu sabah, iki gündür yağan yağmurun toprakta yarattığı buharlaşmadan, hafif buğulu bir hava vardı ve bu buğu sabah güneşiyle buluştuğunda etrafa tatlı, şiirsel, masalsı, sıcacık bir his yayıyordu. Bir süredir okul yolunda radyo değil, seçtiğim müzikleri dinliyorum demiştim. Bu sabah Kelt müziği esintileri taşıyan Loreena McKennitt dinledik. Dikiz aynasından oğlumun sessizleştiğini ve hayallere daldığını gördüm. Bir süre sonra arabanın içinin enerjisi adeta masallarla doldu. Oğlandan yayılan bu enerji, bahsettiğim sabah buğusu gibi sıcacık bir his veriyordu. Masallar, hikayeler onun yaşamında ayrı bir yer tutuyor ve birbirimize anlatttığımız masallar, hikayeler oğlumla yaşamımızın en tatlı taraflarından birini oluşturuyor. Yaratıcı dünyamızın önemli bir parçası masallar. Oğlana özellikle yatmadan önce dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. Bazen anlattıklarımdan sıkılıyor, benden yeni masallar istiyor.

Bildiğiniz gibi Ankara’da yaşıyoruz. Ben burada doğdum ve büyüdüm. Bir süre uzak kalsam da yaşamımın oldukça uzun bir bölümü bu şehirde geçti. Fakat onu yeterince tanımadığımı İngiltere’de okurken fark ettim. Sabah kelt müziği dinledik demiştim. Keltlerin efsaneleri, bir çok fantastik türde eser veren edebiyatçıyı etkilediği gibi, onların bir okuyucusu, izleyicisi olarak beni de etkiliyor. J K Rowling’in Harry Potter’ı, Tokien’in Yüzüklerin Efendisi ilk aklıma gelenler. Geçmişte Ankara tarihini pek derinlemesine bilmediğimden, Keltlerin bir kolu olan Galatlar’ın büyüdüğüm şehir Ankara tarihinde bir yeri olduğunu ve hatta Ankara Kalesinin büyük bir olasılıkla onlar tarafından inşaa edildiğinden habersizdim. Genel olarak savaşçı ve yağmacı bir kavim olan Galatlar’ın ne kadar yüksek bir kültüre sahip olduğu konusunda şüphelerim var, çok eski tarihler olduğundan haklarında çok fazla bilgi de var mı bilmiyorum. ‘Anadolu’da Galatlar ve Galatya Tarihi’ birçok kitap gibi kütüphanemde bekleyen ve okumak istediğim kitaplardan. Yine ilerleyen dönemlerde araştıracağım konulardan biri de onların masalları, efsaneleri. Fakat şu noktada dikkat çekici olan, daha birkaç yıl öncesine kadar doğup büyüdüğüm yerin geçmişinde yok diye düşündüğüm bir şeyin doğru olmaması, hatta doğup büyüdüğüm yerin geçmişinden adeta bihaber olmam. Anadolu gibi onlarca farklı medeniyete, kültüre ev sahipliği yapmış bir toprağın insanı olarak bu bence bir ayıp ve ciddi bir kayıp sayılır. İngiltere’deyken şu yazıyı yazan benle, şu an bu yazıyı yazan ben aynı değilim, biraz daha büyüdüm, bütünleştim. Şimdi yaşadığım yerin tarihine biraz daha geniş bir perspektiften bakabiliyorum. Anadolu’nun, Trakya’nın, Göbeklitepe gibi daha bir çok gizi, bir gün yeryüzüne çıkarmak üzere bir ana gibi rahminde taşıdığını düşünüyorum. Ve şimdi sezgilere gelelim, burada içimde uçuşan çok şey var, bence bu kadarı yeterli.

Forty Four Turkish Tales (Kırk Dört Türk Peri Masalı) Dr. Ignacz Kunos (1913) İnternetteki çeşitli halka açık online kütüphanelerden indirilebiliyor.

Oğluma uykudan önce bir masal, bir hikaye anlatma geleneği, bende dünyanın çeşitli yörelerinin masallarını araştırma istediği yarattı. Ancak yavaş gittiğimi itiraf etmeliyim, çünkü üst üste masal okuyamıyorum. Çok etkileniyorum, çok ilham alıyorum ve bir süre içimde metaforlarını sindirmem gerekiyor. Mesela Türk masalları oldukça ilginç. En ilginç tarafı da Türk masalları üzerine yapılan esaslı araştırmalar ve masal derleme çalışmaları, Türkler tarafından değil, başka milletlerin halk bilimcileri tarafından yapılmış. Bunlardan ilk bilineni Macar halk bilimci ve Türkolog Ignac Kunos. Kunos, Türk masallarını gecenin değil günün aydınlığının masalları olarak tanımlıyor, bu açıdan Türk anlatı geleneğini, karakterleri ve metaforlarını yakın coğrafyanın Bin Bir Gece masallarından ayırıyor. Ferhan Şensoy’un edebiyat öğretmenliğini de yapan ve yaşamında, sanatında çok etkisi olan Tahir Alangu’nun da Türk masallarına ilişkin ilginç yorumları var. Özellikle de Keloğlan karakterine dair, bu karaktere baktığımızda olumu-olumsuz taraflarıyla aslında toplumu da görüyoruz diyor.

Oğlum, Ignaz Kunos’un derlediği bu masallar arasıda, Korku isimli masalı benden defalarca dinledi. Bazı yerlerine kendime göre ufak tefek değişikler yaparken, sözlü kültürde anlatıcıların sürece nasıl etki etmiş olabileceğini görüyorum. Tıpkı atalık tohumların ilkime, toprağa uyumun devamı için tekrar tekrar ekilmesi gerektiği gibi, masalların da zamana uyum sağlayarak yaşaması için tekrar tekrar anlatılması gerektiğini de görüyorum. Korkuyu arayan genç adam oğluma çok iyi geldi. Nerelerinin iyi geldiğini burada anlatmak isterdim, ama taa başından beri oğlumun özel zihinsel dünyasını burada çok açık etmemeye dair bir sezgim var. Nitekim, büyüdükçe kendisinin bu konuda çok dikkatli bir insan olduğunu görüyorum. Oldukça özgün bir düşünce biçimi, hayal dünyası var ve bunu bazen başkalarıyla paylaşmak istemiyor. Bazı fikirleri belli ki ileride daha da olgunlaşacak. Onun zihnine çok saygı duyuyorum. Bu bir yetişkinin çocuğa duyduğu saygı şekilde değil, artık eşitler arasındaki bir ilişki.

Şimdi bu yazıyı yazma nedenlerime gelelim. Evet masallar, efsaneler ve de bunların farklı ifade biçimleri bana çok ilham veriyor. Özellikle de anlatımın içinde çizimin yanısıra, başka el becerilerini içeren ifadeler varsa. Bu konuda dijital yoğunluklu çizimlere çok çekilmediğimi fark ediyorum. Bir de ifadenin karmaşıklığı beni çok etkiliyor, yani bakıldığında keşfedilecek bir çok detayın olması, teknik anlamda ayrıntılı planlama, özen ve deneyim gerektirmiş olması. Kısacası masalların, hikayelerin, sanat ve zanaatın bir karışımıyla anlatılması beni çok etkiliyor. Emek yoğun, yaratıcılık olduğu kadar beceri gerektiren, ince ince düşünülmüş, doğal anlatı biçimlerine yoğun bir hayranlık duyuyorum. Buna Karagöz gibi oyunları da eklemek mümkün.

Aşağıda son dönemde bende hayranlık uyandıran üç örneği paylaşıyorum:

Birincisi yeni keşfettiğim sanatçı Karishma Chugani Nankani. Eklektik tarzı ve doğu minyatürlerine olan ilgisi bana çok yakın geliyor. Ayrıca harika bir hikaye anlatıcı.

İkincisi Lotte Reiniger;

Lotte Reineger (1988- 1981) Kağıt sanatı ustası ve kağıtlarla yaptığı gölge oyunu video kayıtları ile ünlü. Her karesini teker teker fotoğraflayarak oluşturmuş bu kayıtları. Ayrıntıları muhteşem. Burada hakkında bir belgesel var. Çalışmalarına dair daha fazla örneğede internetten ulaşmak mümkün.

Üçüncüsü Salley Mavor;

Salley Mavor- Yeni keşfettiğim bir Amerikalı sanatçı. Doğadan topladığı veya atık, eski malzemelerle kumaşları ve nakışı birleştirerek illutrasyonlar yapıyor. Kullandığı renkler bana seksenlerin kumaş çalışmalarını çağrıştırıyor. Sanırım yaşı itibarı ile de biraz retro bir tarzı var. Çok yaratıcı ve çalışmalarına bakarken kendimi sıcacık, mutlu, güvenli bir dünyaya ışınlanmış gibi hissediyorum. Bunda kullandığı malzemelerin de çok etkisi var. Web sitesinde tekniğinin detaylarını görmek mümkün

Yorumlar