Bozkırsal Tasarım


En yoğun ilhamı bozkırdan alıyorum… Bozkırın yaban bitkilerinin tohumlarını yayma biçimi mesela. Sadece böceklerin, arıların onlara konması üzerine yapmıyorlar hesaplarını. Ufak bir rüzgarda da yüzlerce polen saçmak üzerine gelişmişler. Onlara bir dokunuş yetiyor. Nazlı değil bozkır doğası, ümitsiz hiç değil… Göze çarpmaya, dikkat çekmeye değil yaşamaya, yaşam saçmaya harcıyor çoğu enerjisini…

İnsan yaşamı için ne güçlü bir ilham kaynağı bozkırı görmek, duyumsamak…

Dikkat

‘Bana endemik’ bu bitki üzerinde çalışırken uzun süredir içinde bocaladığım bir konuda muazzam bir netlik kazandım. Neden sezgisel olarak zanaatla uğraşmaya başladığım ve onu nasıl yaptığımda da dahil. Ve atölye çalışmalarıma katılan bazı insanların yaşamlarına zorluk yaşadıkları kimi konularda kendi kendilerine yaşadıkları o derin ve ani farkındalıklar… Bu nasıl oluyor? Nasıl? Nasıl? Derken uzun süredir yaptığım araştırma, okumanın yardımıyla da cevap netleşti. Dikkat… Evet, konu dikkat ile ilgili ama ondan da ötesi insanın evrim gidişatına ilişkin. 

Giderek önümde netleşen resim benim için muazzam bir sezgisel ve zihinsel meydan okuma, ama yeterince çalışırsam ve araştırmaya devam edersem altından kalkabileceğimi de hissediyorum. Tabii ki yine yol boyunca edindiklerimi paylaşmaya devam edeceğim. Dünyada çağ olarak çok değişik bir yöne gidiyoruz, bu dönemde zanaatın giderek öne çıkmasının nedenleri de var. Bu bağlamda Anadolu, ‘onbinlerce’ yıla uzanan zanaat geçmişiyle, gelecek çağı içinde barındırıyor aslında, bundan artık daha da eminim. Ama geçmişten kopyala deseni, oy, bas, ‘ay çok güzel olmuş şeklinde’ değil. Bu yaklaşım aynı zamanda Anadolu’da zanaatı bugün bitme noktasına getiren şeylerden biri. Bugün toplum olarak birçok konuda çok daha derin sorgulamalar yapmaya ihtiyacımız var ve bunun için de ‘her şeye rağmen’ ve en kısa sürede o adeta her yana saçılmış, yüzeyselleştikçe yüzeyselleştikçe yüzeyselleşmiş dikkatimizi tekrar toplamaya ihtiyacımız var. Kısaca yaptığımız her işte (siyaset, eğitim, üretim, bilim, medya…) satış ve yarış bilincinden zanaat bilincine acilen evrilmeye ihtiyacımız var, zanaat eşittir derin dikkat ve kalite… Ve ‘dikkat ederseniz’ bu iki konu da bu dönemin çözüm bekleyen en belirgin sorunları. 

Çağımız, insanın dikkat yüzeyselliği, etik gibi konular benim gibi sizin de önceliğiniz ise Sam Harris’in geçmişte Google’ın tasarım etiği sorumlusu olarak çalışıp ayrılan ve şimdi Time Well Spent(iyi harcanmış zaman) isimli şirketin kurucusu Tristan Harris’le teknoloji, yapay zeka ve sosyal medya, internet üzerine ‘Teknoloji Bize Ne Yapıyor?’ (What is Technology Doing to Us?) konuşmasını mutlaka dinlemenizi öneririm. Linki burada

Yaşam Gücü

 

Bu manzaraya baktığımda; anlamsız sonuçlardan bağımsız, yine doğruyu yapmaya devam edecek içimdeki yaşam gücünü görüyorum… 

Kazanmak yok, kaybetmek yok, yalnızca yaşam var…

Modern Zaman Yazmacısı

Ben bir modern zaman yazmacısıyım… Anadolu’nun ortasında, içinde, kalbinde yaşıyorum… ve 13 milyar 800 milyon yılın birikiminden el aldım… Sorularım var kendime… Gerçek bir insanın tarihi nereden başlayıp, nerede biter diye sorarım mesela. Gerçek bir insanın gerçek işi nedir diye sorarım. Kendi biricik hikayesini, onun gerçekte olmadığını bile bile anlatması mı? Kağıda, kumaşa yazması mı?

Ben bir modern zaman yazmacısıyım, geç de olsa ellerin sözlerden çok daha fazla şey anlattığını fark ettim. Ben bir modern zaman yazmacısıyım, geç de olsa aslında çok ve boş konuştuğumuzu fark ettim…

Ciddi Şeyler


Bunu az önce Yuval Noah Harari‘yi dinlerken ve kara kara düşünürken çizdim. İyi geldi. İki gündür her fırsat bulduğumda onun Homo Deus kitabına ilişkin verdiği mülakatları, yaptığı konuşmaları dinliyorum. Daha kitap elime geçmedi, ama özellikle de insan işinin doğasında yakın gelecekte meydana gelmesi muhtemel değişimler konusunda altını çizdikleri ciddi, çok ciddi hem de.

Biz Türkiye’de yıllardır anlamsız tartışmalar içinde enerjimizi tüketirken Dünya’da gerçekleşen teknolojik değişimlere ilişkin gerçekten çok önemli şeyleri kaçırdığımızın bile farkında değiliz maalesef. Mesela Adidas geçen sene sonunda Almanya’da sadece robotların çalıştığı yeni fabrikasında ayakkabı ürettiğini açıkladı. Bu gelişmeler Çin ve Brezilya’ki gibi insan işçiliğine dayanan fabrikaların uzun veya kısa vadede kapanması anlamına da geliyor. Bu gidişat bizim gibi gerçek anlamda teknoloji, bilim, sanat altyapısı geliştirmeyi henüz başaramamış ve ekonomileri inşaat gibi şeylere dayalı ülkeleri çok derinden etkileyeceğe benziyor. Türkiye’de şu an mevcut ve hatta öncesinden de daha geriye gitmiş eğitim ile bu süper hızlı gidişatla başa çıkmak çok zor. Mevcut durumu Selçuk Şirin, Bir Türkiye Hayali isimli kitabında istatistiklerle de kısa ve öz biçimde açıklıyor. Bu kitaptan daha önce de bahsetmiştim hatırlarsanız.

Çok yazık Türkiye’nin yıllardır boş şeylerle, anlamsız polemiklerle, mutsuzluklarla harcanmış ve hala da harcanmaya devam eden muazzam potansiyeline, çok yazık…