İnsan Değişebilir

geçen yıllarda tasarımını ve oymasını gerçekleştirdiğim bütünleşme kalıbıyla bezediğim el baskısı kumaş

Uzun bir süre desen tasarlayıp baskı yaptım hatırlarsanız. Bu tasarımını ve baskısını yaptıklarım arasında en sevdiğim desenlerden, eski kumaşlarımı gözden geçirirken seçtim.

Bir kalemlik ihtiyacım var, boya kalemlerim bahçede çizim yaparken dağılıp kayboluyor. Kendime bu kumaştan kalemlik yapacağım. Desene biraz nakış da işleyeceğim. Buna kalemlik için gerek yok belki, ama benim ihtiyacım var. Zira nakış, kalıp oymadan sonra beni en sakinleştiren ve topraklanmamı sağlayan uğraş.

Son zamanlarda eskisi kadar baskı yapmıyorum. Çizim becerilerimi geliştirmeye ağırlık verdim. Ama baskı işi bitmedi, daire çizerek geri döneceğim. Bir beceri diğer başka yetenek ve becerilerle bütünleştikçe ortaya çıkanlar da insanın, doğanın bütünü daha ifade edebilir hale geliyor. İlerleyen yıllarda, o zamana kadar kazandığım tüm beceriler bütünleşerek insanlara ve bana daha öte ilhamlar verecek başka bir şeyler ortaya çıkaracak. Bunu seziyorum, hissediyorum, biliyorum.

Birçok kişi gibi benim de hayatta çok zor ve içinden çıkılmaz görünen ağır sorunlarla boğuştuğum dönemlerim oldu, oluyor. Bu his, yani şimdimin yarınımla kurduğu bu sonsuz yeni olasılıkları içeren sağlam ve anlamlı bağ, yaşamım boyunca en zor zamanlarımda beni ayakta tuttu ve düştüysem (ki çok defa çok sert ve çok incitici biçimde düştüm) kısa sürede toparlanıp ayağa kalkmamı sağladı.

On yıl önce psikolog bir insan kaynakları uzmanıydım. Ve o yıllarda, artık eskisinden çok daha fazla insanın açıkça gördüğü, küresel sorunlar beni derinden rahatsız etmeye başladı ve ciddi bir vicdan muhasebesine girdim. En sonunda tam olarak ne yapabileceğimi bilmesem de bu sorunların çözümünün bir parçası olma niyetiyle yıllarca adım adım oluşturduğum ‘başarılı kariyerimi’ (o neyse) bıraktım ve yeniden üniversitede öğrenime geri dönerek, bilinmeze doğru bir yolculuğa çıktım. O zamandan bu zamana çok şey geçti. Blogum, bu bilinmezlerle dolu sürecin bir tarihçesi aslında. Şimdi, işinin tasarım ve zanaatını da yapabilen, blog yazarı, sanatçı bir eko-düşünür psikoloğum. Gelecekte bu konu nereye evrilecek bilmiyorum. İnsan değişebilir, iş yapışı, yaşamı, her şeyi değişebilir. Kendimden bildim, gördüm.

Kuzuloğlu’dan Çok Şeyi Özetleyen Konuşmalar

Dün ev temizliği günüydü. Hafta içi kocam sürekli internetten toplantı ve çalışma yaptığı için sadece hafta sonu genel temizliği yapma fırsatı bulabildik. Evi bölüştük ve bir yandan podcast dinleyerek ikimiz de geçen hafta yaptığımız gibi evi dip köşe sildik süpürdük. Oğlan bütün hafta okul dışında film vs izleyememişti. Biz temizlik yaparken o da istediği filmleri izleyerek uzun süredir sürmediği bir keyif sürdü.

Dünün bende kalan en güzel anılarından biri, bir ara cam açıkken, oğlanın ‘Anne burası kar kokuyor.’ demesiydi. Karın kokusu olduğunu hiç düşünmemiştim, şaşırdım ve kokuyu hafızama kazımak için içime çektim. Biraz yanan odun kokusu da vardı havada. Dışarısı yağmurdan dolayı soğuk ve nemliydi. Ev ise biraz klor kokuyordu. Bunların karışımı ve belki de buna ek başka kokular ona kar konusunu anımsatmıştı. Saatlerini doğada ve özellikle de bahçede tek başına keşif yaparak ve oynayarak geçirmeyi, kar çok yağdığı zamanlar mutlaka tadına da bakmayı seven bu canın, kar kokusunun ne olduğunu bildiğinden eminim. Evet, dün evimiz biz temizlik yaparken kar kokuyordu.

Temizlik beş saate yakın sürdü. Bu sürede ben de hafta içinde fırsat bulduğumda dinlenecekler listeme eklediğim Serdar Kuzuloğlu’nun Koronavirüs ile ilgili üç bölümlük konuşma serisini telefonumdan dinledim. Gerçekten konunun muhteşem bir özetiydi. Böylesine küresel bir problemin, ülkesel, bölgesel, topluluklar ve bireysel düzeydeki durumunu ve etkilerini özenilesi bir başarıyla kapsamış. Ayrıca son dönemin videolarında kullanılan ve o hiç hoşuma gitmeyen hızlandırılmış montaj biçimlerinden uzak olduğu için de bana göre rahatlıkla odaklanılabilen bir yapısı vardı. Üç konuşmayı da bir vakit yaratıp sırasıyla, atlamadan mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim.

Birinci konuşma; Koronavirüsün ve en başta da virüsün ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı, nedenleri, tarihte ve günümüzde salgınların nasıl yayıldığı, COVID19 salgınının bunlarla ortak ve farklılaşan yönlerini çok katmanlı şekilde işleyen, özet olduğu kadar zihinsel olarak tatmin edici ayrıntılar da içeren bir konuşma olmuş.

İkinci konuşma, kapitalizm özetle nedir, gelişimi nasıl olmuştur, üretim, tüketim ilişkileri nasıldır, öne çıkardığı değerler, kavramlar nedir ve ayrıca tüm bunların koronavirüs salgının ortaya çıkışıyla ilişkisi ve salgın sırasında ve salgın sonrasında yaşanacakların kapitalizmin dönüşümüne ve belki de tarihe karışmasına etkileri neler olabilir hakkında. Böylesine zor ve karmaşık bir konuyu, bu şekilde toparlayabildiği ve özetleyebildiği için Kuzuloğlu gerçekten takdiri hak ediyor.

Son videoda ise Kuzuloğlu; Koronavirüs salgını sonrasında gündelik yaşamımızda nelerin değişebileceği, olası gelecek senaryoları, bizleri nelerin beklediği ve bireysel anlamda nelere etki edebileceğimize değiniyor.

Bu üç konuşma, kesinlikle verilen zamana değiyor. Türkçe olması, konunun jargonlardan mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışılarak aktarılması Türkçe kaynaklardan bilgi edinenler için de önemli bir avantaj ve en yakın zamanda İngilizce altyazılar eklenirse başka dil konuşan dinleyiciler için de iyi olur.

Serdar Kuzuoğlu’nun internet sitesinin linkini de buraya bırakıyorum.

Her Gün Yeniden Başlamak

günlüğümden

27. Mart. 2020

Her Gün Yeniden Başlamak

buraya güzel sözler yazmak istedim. sözler aradım, buraya başkalarının sözleri.

ama benim söyleyeceklerim bitmedi ki.

kim bilir belki de yeni başlıyor. bu yeni başlama hisleri hep vardı, çok sevdim. sanki her gün yeniden başladım bu hayata. her sabah yeniden başlıyorum. bu güzel bir histi hep yaşantımda ve asla beni bırakmadı. bu his bana verilen bir lütuf. bugünler de geçecek ve ben yine yeniden her gün yeniden başlayacağım. tıpkı bugün gibi…

Korona Günlerinde Laleler ve İnsanlar

Az önce uzun uzun bir şeyler yazdım, paylaştım ve bir şey eklemek istediğimde siliniverdi. Ne yazdığımı tam hatırlamıyorum. Sil baştan yazıyorum.

Dün bahçede bir saat kadar vakit geçirdim ve muhteşem güzellikte bir renk karışımında çiçek açmış bir laleyi izledim ve çizdim. Kırmızıya kaçan bir sarı ve sarıya kaçan bir kırmızı karışımıydı lale. Bir yandan şükrettim günlerdir bu bahçenin dışına adım atmasam da böyle bir hava alma imkanım olmasına. Bu ihtiyacın çoğu insanda olduğunu ve evden çıkılmayan gün sayısı arttıkça giderek artabileceğini de biliyorum.

Dün akşam üzeri sokak bana dünden biraz daha kalabalık geldi. Bir kadın elinde telefon konuşarak geçti mesela, spordan geliyormuş. Nerede ve nasıl bir spor yapmış olduğunu düşünmeden edemedim. Bunu sorgulamaya hakkım var mı diye sordum kendime. Sonra günlerdir evinden dışarı tek bir adım atamayan annem aklıma geldi. Evet sanırım var diye cevap verdim. Sonra belki yalnız yapmıştır, yürümeyi spor olarak tanımlamıştır diye tahminler de yürüterek kadına öfke hissetmemeye çalıştım. O sırada yakınımızdaki şirketin çalışanlarının sesleri duyuluyordu. Her gün ondan fazla kişi şehrin çeşitli bölgelerinden geliyor ve akşama kadar küçük bir binada çalışıyorlardı. Belki bugünlerde önemli ve gerekli bir iş yapıyorlardır diye bir tahmin yürüttüm. Bir haftadır evden çıkmadım, ama şükür bahçe vardı. Ve durup dururken birden ağlamak üzere hissettim kendimi, oğlum yanımdaydı kendimi tuttum. Bu şekilde bu salgın nasıl kontrol altına alınabilecekti, bunu anlayamamaktan yorulduğumu hissettim.

Maske Konusu

Bugün YouTube’da paylaşılan videolardan yola çıkarak evde dikişten arta kalan pamuklu kumaşlarla bir maske yaptım. Maske konusunu dün doktor olan annemle de konuştum. Çok sık  değişmesi, çıkarırken çok dikkatli olunması, çok iyi dezenfekte edilmesi gerekiyor. Ayrıca Coronavirüsü ne kadar sık dokunmuş olursa olsun kumaşla durdurmak da mümkün değil anladığım kadarıyla. Dolayısıyla bu tarz bir maske uzun süre takmamak, ona dokunmamak koşuluyla elinizi yüzünüzden uzak tutmanızı ve belki etrafta öksüren, hapşıran, vb kişiler varsa yüzünüze sıvıların bulaşmasını biraz olsun engelliyor ve tabii ki de siz hastaysanız öksürürken, hapşırken ve konuşurken saçılacak tükürük benzeri şeylerden diğer insanları biraz olsun koruyor. Bu maskelerin her kullanımda 90 dereceye varan ısıyla yıkanması da gerekecek. Kısacası hiç yoktan iyi midir, gerçek bir faydası var mıdır bilmiyorum. Bilime çok değer veren bir insanım ve bilmiyorum demekten de hiç korkmuyorum. Şu an sadece yakın çevreme yapacağım bu maskelerden. İsterse ve zamanı varsa herkes dikebilir, çünkü kolaylıkla elle de dikilebiliyor, internette bunun örnekleri de mevcut. Kargoya insanların bu dönemde gerekmedikçe başvurmamasında da evde kalmak gibi bir fayda olduğunu düşünüyorum. Kargo çalışanlarının sağlığını düşünerek onlara sürekli ve yoğun taleple fazla mesai yapmak ve kapı kapı dolaşmak zorunda bırakmamak da iyi olacak.

Kısaca benim vardığım sonuç; bu maskeleri herkes evindeki kumaşlarla dikiş makinesine ihtiyaç duymadan da dikebilir. Çok koruyuculuğu yok, en büyük koruma sık sık el yıkamak, mümkün olduğunca sosyal temastan uzak durarak evde kalmak. Özellikle sağlık çalışanlarının çok daha donanımlı maskelere ihtiyaçları var. Umarım en kısa sürede bu ihtiyaçları karşılanır.

Adını Tam Koyamadığım Günlük

Bugün sabah ismini tam koyamadığım bir günlük tutmaya başladım. Bu süreçte yaşadıklarımı, düşündüklerimi ve hissettiklerimi içimden gelen şekillerde gün gün kağıda dökeceğim. Amacım kesinlikle mükemmel şeyler yazmak, çizmek boyamak değil. Sadece içimden geçenleri, içimde kalanları, bana iyi gelenleri, sonrasında değişecek düşünce ve duyguları, olayları o an kaydetmek, bazen de ardımda bırakmak.

Bu defteri özellikle seçtim. Geçmişte ilk aldığımda çok hoşuma gitmişti ama çok koyu olması bir süre sonra yazarken beni sıktı ve kullanmayı bıraktım. Oysa şimdi tam da ihtiyaç duyduğum zemini sağlıyor, bana göre içinde bulunduğum, bulunduğumuz durumu tanımlıyor. Bu koyu kağıdı, bu koyu zemini bazen bir parça bile olsun elimdeki imkanlarla aydınlatabildiğimi, aydınlatabileceğimi görmek sabah bana ümit verdi.

Bu kolonya bulup, satın alabildiğim tek kolonya. Kocam kullandığımda rahmetli anneannesi gibi koktuğumu söylüyor. Herkes belki çifter çifter aldığı veya yeterli stok olmadığı için bitmiş kolonyalar, bilmiyorum. Aynı şey maske için de geçerli. Yakınımızdaki bir eczane bir maskeyi 75 TL ye satıyordu, o sırada yanımda oğlum daha fazla dolaşamayacağım için mecburen bir tane aldım. Bir tane üç kişilik bir ailenin ne işini görecek bilmiyorum, ama sağlıkçıların bile yeterli maskeye erişiminin olmadığı bu ortamda bir maskeye sahip olmak suçluluk duyulabilecek bir lüks belki de. Eczanenin sahibi, tedarikçinin ona bu fiyatla sattığını söyledi. Tedarikçiye diyecek bir laf bulamıyorum, ama en azından satan eczanenin dürüst olduğunu, fırsattan istifade etmediğini düşünmeye çalıştım, evet buna içtenlikle çalıştım, çünkü çok ihtiyaç duyduğum hizmetleri verenlerin dürüst olduğuna güvenmeye bu zorlu süreçte psikolojik sağlığım için ihtiyacım var. Başarılı oldum mu bilmiyorum? Sanırım bazen çok başarılı olamadım, bu da ayrı bir sorun.

Evet, bu sabah günlüğüme, bulup alabildiğim tek kolonyanın resmini yaptım. Bir şaheser değil ama bana iyi geldi. Kolonya fena da kokmuyor.