Şehrin Hikayeleri


Dün yürürken bir kapının girişinde içimi aniden sıcaklıkla dolduran bu demir köpeği gördüm. Gülümseyiverdim, çok tatlı bir hikaye anlatıyordu bana… 

Birincisi ev parkın çok yakınındaydı ve büyük bir ihtimalle bu evin her türlü hava koşulunda dışarıda eğlenen, oynayan, sokağın, doğanın tadını doya doya çıkarıp evlerine sık sık çamurlu ayakkabılarla gelen mutlu çocukları vardı… Evin büyükleri de yürümeyi seviyor, onlar da ilk fırsatta açık havada gezmelere bayılıyordu, onların ayakları da çamurlanıyordu. Bu evde bir çamurlu ayakkabı problemi vardı, ama onlar problemleri böyle güzelliklerle çözebilen insanlardı… Sonra yerde duran bu tatlı köpekçiğe baktım… Konuşmadan ne çok hikaye anlattığımıza şaştım… Ve bu hikayenin kendi hikayem de olduğunu fark ettim…

İnsanın Güzelliği

Ellerim düşündüğümden çok farklı şeyler ortaya çıkarıyorlar bazen ve bu sayede içimde daha önce temas etmemiş olduğum yönleri keşfetmeme yardımcı oluyorlar. Böyle böyle her geçen gün daha da bütünleştiğimi hissediyorum. Güzel olan eskinin korunmasına çok önem veriyorum, ama biliyorum ki o eski de zamanında yeniydi, bu nedenle kendimi bu toprağın bir insanı olarak deney yapmakta özgür bırakıyorum. Kendi güzellik anlayışımı keşif sürecindeyim. Kendim derken bugüne kadar bana etki etmiş ve içimden gelen şeylerin toplamını kastediyorum. Çizdiğim ve bugünlerde oyduğum şu şekil gibi… 

İnsanın elleriyle, içinden geldiği gibi, -bir şeyleri kopyalamadan- sanatsal veya zanaatsal formda bir yaratım yapması kendini daha derinden tanıması açısından çok önemli. Bu içte olanın bir nevi maddeleştirilmesi süreci aslında… Düzenlediğim atölye çalışmalarına katılanlardan kimisi ilk defa kendi iç dünyalarıyla maddesel anlamda karşılaşıyorlar ve güzelliklerini görmek onları çok çok derinden etkiliyor. Çoğumuz ne kadar güzel olduğumuzun, ne kadar potansiyel taşıdığımızın yeterince farkında değiliz maalesef…

Duyuru – Kumaş Baskı Atölyesi 

KUMAŞ BASKI ATÖLYESİ tarihi belli oldu☀️ 27 Mayıs 2017 – Cumartesi (katılımcı sayısı 4).

Dileyenler, içerik ve kayıt ile ilgili detaylara Atölye ve Grup Çalışmaları sayfasından ulaşabilirler.

Bu duyuru vesilesiyle geçen ay İşbilen Kadın dergisinin benimle gerçekleştirdiği bir röportajı da paylaşmak istedim. Soruları cevaplarken bol bol bulunduğum noktaya ilişkin değerlendirme yapma şansım da oldu. İyi oldu…

Bozkırsal Tasarım


En yoğun ilhamı bozkırdan alıyorum… Bozkırın yaban bitkilerinin tohumlarını yayma biçimi mesela. Sadece böceklerin, arıların onlara konması üzerine yapmıyorlar hesaplarını. Ufak bir rüzgarda da yüzlerce polen saçmak üzerine gelişmişler. Onlara bir dokunuş yetiyor. Nazlı değil bozkır doğası, ümitsiz hiç değil… Göze çarpmaya, dikkat çekmeye değil yaşamaya, yaşam saçmaya harcıyor çoğu enerjisini…

İnsan yaşamı için ne güçlü bir ilham kaynağı bozkırı görmek, duyumsamak…

Dikkat

‘Bana endemik’ bu bitki üzerinde çalışırken uzun süredir içinde bocaladığım bir konuda muazzam bir netlik kazandım. Neden sezgisel olarak zanaatla uğraşmaya başladığım ve onu nasıl yaptığımda da dahil. Ve atölye çalışmalarıma katılan bazı insanların yaşamlarına zorluk yaşadıkları kimi konularda kendi kendilerine yaşadıkları o derin ve ani farkındalıklar… Bu nasıl oluyor? Nasıl? Nasıl? Derken uzun süredir yaptığım araştırma, okumanın yardımıyla da cevap netleşti. Dikkat… Evet, konu dikkat ile ilgili ama ondan da ötesi insanın evrim gidişatına ilişkin. 

Giderek önümde netleşen resim benim için muazzam bir sezgisel ve zihinsel meydan okuma, ama yeterince çalışırsam ve araştırmaya devam edersem altından kalkabileceğimi de hissediyorum. Tabii ki yine yol boyunca edindiklerimi paylaşmaya devam edeceğim. Dünyada çağ olarak çok değişik bir yöne gidiyoruz, bu dönemde zanaatın giderek öne çıkmasının nedenleri de var. Bu bağlamda Anadolu, ‘onbinlerce’ yıla uzanan zanaat geçmişiyle, gelecek çağı içinde barındırıyor aslında, bundan artık daha da eminim. Ama geçmişten kopyala deseni, oy, bas, ‘ay çok güzel olmuş şeklinde’ değil. Bu yaklaşım aynı zamanda Anadolu’da zanaatı bugün bitme noktasına getiren şeylerden biri. Bugün toplum olarak birçok konuda çok daha derin sorgulamalar yapmaya ihtiyacımız var ve bunun için de ‘her şeye rağmen’ ve en kısa sürede o adeta her yana saçılmış, yüzeyselleştikçe yüzeyselleştikçe yüzeyselleşmiş dikkatimizi tekrar toplamaya ihtiyacımız var. Kısaca yaptığımız her işte (siyaset, eğitim, üretim, bilim, medya…) satış ve yarış bilincinden zanaat bilincine acilen evrilmeye ihtiyacımız var, zanaat eşittir derin dikkat ve kalite… Ve ‘dikkat ederseniz’ bu iki konu da bu dönemin çözüm bekleyen en belirgin sorunları. 

Çağımız, insanın dikkat yüzeyselliği, etik gibi konular benim gibi sizin de önceliğiniz ise Sam Harris’in geçmişte Google’ın tasarım etiği sorumlusu olarak çalışıp ayrılan ve şimdi Time Well Spent(iyi harcanmış zaman) isimli şirketin kurucusu Tristan Harris’le teknoloji, yapay zeka ve sosyal medya, internet üzerine ‘Teknoloji Bize Ne Yapıyor?’ (What is Technology Doing to Us?) konuşmasını mutlaka dinlemenizi öneririm. Linki burada