‘Erkekler Ağlamaz’

final-1

Sabah özenli kesimli takım elbisesini giydi, oğlanı yanına aldı okula bırakmak üzere ve gitti. Akşam gelecek. Bense bu atölyede hayallerimin işini yapıyor olacağım. İşimde maddi olarak kar sağlamadım henüz, ama en azından ruhum zarar görmüyor. Peki ya o, kocam ve onun gibi birçok erkek. Bir seferinde atölye çalışmamıza katılmıştı ve tasarımı, baskısı bu oldu. ‘Dünyaya huzurla bakan gözler’ bunlar dedi. İş yaşamında genç yaşında gelebileceği en iyi noktalardan birine ulaşmış bir erkeğin özlemi; huzurla bakan gözler… Kocama ve onun gibi birçok erkeğe derin bir şefkat duydum aniden. Bu sistemin en çok onların ruhunu incitmiş, acıtmış olduğunu, yorduğunu, hırpaladığını hissediyorum. İncinmişliği konuşmanın bile tabu olduğu o dünya. En derin özlemleri huzurken hep ve her alanda savaşmak ve mücadele etmek için büyütülmeleri, canı yandığı zaman ağlamaya bile izni olmamak, duyguların zayıflık olduğu bir soğuk dünyaya hapsolmak. ‘Erkeklerin yaşamı şiddet dolu çünkü onların ruhları ezilmiş durumda.’ (Men’s lives are violent because their souls have been violated.) diyor James Hollis. Kocam; öfkesine asla yenik düşmemesi, insana olan saygısı, yüksek başarısının yanında sahip olduğu mütevazilik, dayanıklılığı, zekası, şefkati, doğa sevgisi ile gördüğüm en güçlü erkeklerden biri… Şu boşluk da onun kendine tanıdığı renk özgürlüğü, oraya bir başka renk baskı yapılacak…

Yoksa Bu İş Zor

P1140626 (2)

Oğlumun hayatıma katkısını anlatmam güç. Onun üzüntülü anlarında veya ona kızdığımda konuşurken onun göz hizasına inmem, dünyasını anlamama büyük bir etki yaptı mesela. Görüyorum ki her şey kocaman gözüküyor onun baktığı açıdan ve bu büyüklükle başaçıkmada minik bedeninin zaman zaman ona yaşattığı zorluğu anlayabiliyorum. Böylelikle ona ihtiyaç duyduğu desteği vermem kolaylaşıyor. Bu tecrübem hayatımın birçok yanına da etki etti.

İkincisi, ellerimle bir şeyler üretmeye başlamamın hayatıma yaptığı katkı. Beni uğraştığım alanda tecrübesizlikle, koşullanmamışlıkla, yaratıcılıkla dolu bir başlangıç zihnine çekti bu çaba. Biliyorum fizyolojik olarak da o uğraşım sırasında beynimde yepyeni bağlantılar oluşuyor ve sanırım bu sayede de yaşama biraz daha farklı bakabiliyorum. Bunun bir nimet olduğunu son günlerde iyice kutuplaşmış, kalıp kalıp olmuş düşünceler arasında gezerken anladım.

Son olarak bir şey daha ekleyeceğim. Bu iki tecrübe bana bir şey gösterdi. Göz hizasında göz göze gelmedikçe gerçekten anlamak ve yeni bir şey yapmadıkça gerçekten değişmek zor. Sanırım gerçekten barışmak da…

Çatışma

P1140337 (2)

Gazze’ye, Ortadoğu’ya yayılmış insanlık dramına ve savaşta kaybedenlerin her zamanki gibi çocuklar olmasına, birçok insan gibi çok ama çok üzgünüm. Görüyorum ki, bizim ülkemizde de başka boyutta süregelen çatışmalar nedeniyle aslında farklı bir durum yok, sonuçta kaybeden yine çocuklar. Politikaya ve bürokrasiye son yıllarda giderek daha fazla hâkim olan, sadece yetişkinleri değil, çocukları da derinden etkileyen bu çatışma kültüründen ve düzeysizlikten artık psikolojik olarak çok yorulduğumu hissediyorum. Eminim benimle benzer ya da farklı dünya görüşününe sahip ama aynı duyguları paylaşan çok insan var.

Oğlum iki yaşından beri, televizyonda insanların konuşurken neden bağırdıklarını soruyor, açıklayamıyorum. Onun bağırmayı öğrenmesini istemediğim için artık televizyon izlemiyoruz. Ayrıca onun kimseyle senli-benli konuşmayı öğrenmesini de istemiyorum. Saygılı davranmayı öğrensin istiyorum ve yine bu nedenle özellikle haber saatlerinde televizyon açılmıyor evimizde. Sonra çocuğumun insanı insan olduğu için sevmesini istiyorum, kavgacı değil barışçıl bir insan olmasını istiyorum, kafasına din, mezhep, ırk ayrımları gibi sağlıksız düşüncelerin yerleşmesini istemiyorum ve bu nedenle de televizyon açmıyoruz evde. Oğlumun eğitimli olduğu için gösteriş yapmasını istemediğim kadar, eğitimsizliğe de özendirilmesini istemiyorum. Bu nedenle de televizyon açmıyoruz evde.

Üniversitede klinik psikoloji dersinde hoca bizlere, kişi bir şeyi aşırı derecede vurguluyorsa bu aslında onun içsel olarak tam tersi durumda olduğundandır uyarısında bulunurdu. Sonra bakıyorum toplumda ‘ahlak’ sözü abartılı biçimde sürekli dillerde ve tabii ki beraberinde bu söylenenlere bir sürü tezatlık. Benim çevremde farklı görüşlerin olmasıyla bir sorunum yok ve her görüşü elimden geldiğince anlamaya çalışırım. Ama artık etrafta ne kadar çabalasam da anlamlandıramadığım, saygı duyamadığım öyle çok şey var ki ve hatta bazı konularda akl-ı selim ciddi biçimde kaybedilmiş durumda. Çocukları bu tarz bir kültürde yaşamaya mahkum etmeye hakkımız yok, çünkü bu durum da şiddetin başka bir türü haline geldi artık.

Çocuk Umuttur

P1130470 (2)

Çocuk umuttur. Her dilde, dinde, dinsizlikte, ırkta, coğrafyada, her zamanda çocuk umuttur. Çocuk öldüren, umudu da öldürür. Bu yüzden nerede ve kimin olursa olsun bir çocuğun öldürülmesi karşısıda içtenlikle yüreği yanmayanlara çok üzülüyorum, insan olamadan yaşadıkları için.

Kafamda Sorular

Brene Brown (2012) diyor ki; ait olmakla uyum sağlamak aynı şeyler değildir. Aslında, uyum sağlamak zorunda hissetmek ya da uyum sağlamaya zorlanmak, ait hissetmenin en önemli engellerinden biridir.

‘Ait olmak ile uyum sağlamak arasındaki fark,

  • Ait olmak, senin olmak istediğin yerde olman ve diğerlerinin de seni istemesidir. Uyum sağlamak ise senin olmak istediğin yerde olman, fakat diğerlerinin bunun nasıl olduğunu umursamamasıdır.
  • Ait olmak, kendin olduğun için kabul edilmendir. Uyum sağlamak, herkes gibi olduğun için kabul edilmendir.
  • Ait olmak için kendim olmam gerekir. Uyum sağlamak için senin gibi olmam.’ (s.232)

Şimdi kafamda;

Türkiye için bir soru: Aidiyet ve hoşgeldin duygusunu yurtdışından gelenlere kolaylıkla yaşatabiliyorsak (bkz. yukarıdaki harita), aynı çabayı kendi vatandaşlarımız için de göstersek yaşantımızda ne değişirdi?

Almanya için bir soru:  Gerek yabancılara yönelik geliştirilen politikalar, gerekse tutucu yaklaşımlarla yurtdışından gelenleri bir an önce Alman kültürüne uymaya zorlamanın, tam tersine, oluşması istenen aidiyet duygusunu engellediği görülse ne değişirdi?

Kaynaklar:

Harita; http://www.washingtonpost.com/blogs/worldviews/wp/2013/03/21/a-fascinating-map-of-countries-color-coded-by-their-openness-to-foreigners/

Brene Brown (2012), Daring Greatly