Ankara’da Bahar

Her hafta sonu en azından bir tüm günlerini böyle geçiriyorlar. Park yok, bahçe yok, tamamen bozkır doğasının içinde. Volkanik geçmişi nedeniyle taşıyla, toprağıyla, fosilleriyle tam bir açık hava doğa tarihi müzesi, orada burada akan çayıyla deresiyle, yükseklere çıktıkça çam ormanlarıyla, Ankara doğasında.

Şu an iki arkadaş bizden oldukça uzakta tek başlarına dere kenarında oynuyorlar. Fotoğraf makinesinin zoom ayarıyla çektim bu fotoyu. Üstleri başları ‘kir’ ‘toz’ içinde, çorapları sırılsıklam… Umurlarında bile değil. Bir taşın üzerinde dengede kalmaya çalışan güzellik farkında değil ama zeka geliştirici muhteşem bir beyin egzersizi de yapıyor aynı zamanda.

Onlar doğayı, doğalarını kitaplardan değil, doğadan öğreniyorlar.

Şiiişt! Dinle… Sen de bozkırı duyuyor musun? O ne yüksek sesle, ne de herkesle konuşur…

Boynuzlu Doğa

Müzik: Pink Floyd – Things Left Unsaid

Bir yanım yaban benim ve oranın ne kadar çabalanırsa çabalansın ya da ben ne kadar çabalarsam çabalayayım ehlileşmesi mümkün değil. Genelde şefkatli olsam da, o yanımın insanlarla anlaşmak, iyi geçinmek, kavga etmek gibi bir derdi yok. Orada gereksiz nezaketlere, kelimelere yer yok; orası içimin sessizliği, duyular, ‘ol’makla dolu. Orası benim yaratıcı kaynakla direkt temas ettiğim yer. Bazen orada daha uzun kalıyorum, daha az anlıyor, daha çok biliyorum. Bugün de öyle bir gün.

Bugün etrafı yaprak şölenine dönüştüren güçlü bir sonbahar rüzgarı esiyor. Sabah oğlumla bir keçiboynuzu ağacının altında piknik yaptık. Yerlere dökülen keçiboynuzlarını topladık. Yanına usulca ilişen bir kediyi sessizce besledi, sevdi. Sesler, renkler, dokularla ikimiz için de tam bir duyu şöleniydi. Pek konuşmadık, o sırada bizimle konuşan çok şey vardı çünkü. Onun doğayla ve doğasıyla benim yorumlarımdan, anlatmamdan, tercümemden öte bir ilişki kurmasını istiyorum.

Bu sabah doğa, güzel olduğu kadar ürkütücüydü de. İnsanlar; doğanın, aslında kendi doğalarının bu yanıyla ne kadar temasta diye sormadan edemedim. Ay ışığında ormanda yürümek, fırtınalı bir deniz ya da ağaçları kökünden söküp atan bir rüzgar… Doğa o kadar romantik değil. Bazen güzel, bazen çirkin, bazen uysal, bazen yıkıcı. Yanlış söyledim, aslında o bunların hiçbiri de değil, sadece öyle, olduğu gibi…

Bir doğaya yakın olma lafı aldı gidiyor dillerde, anladımki çoğunluğun doğadan kastettiği özenle tasarlanmış, farklı otları ayıklanmış, içinde şık kıyafetlerle, pırıl pırıl ayakkabılarla çay kahve içilen, etrafı çitlerle çevrili bir bahçe. Benim doğam böyle değil ve görüyorum oğlumunki de…

Karar

IMG_2436 (2)

Yaşamımda önemli kararlar vermem gerektiğinde bir çocuk parkına veya oyun oynayan çocukların yanına gidiyorum ben.

Bir süre hiçbir şey düşünmeden öylece izliyorum. Sonra onların doğmamış çocuklarını ve çocuklarının torunlarını düşünüyorum. Sadece ‘ben’im değil, benden öte şeyler için de daha doğru olan karar kendiliğinden beliriyor içimde.

Yoksa Bu İş Zor

P1140626 (2)

Oğlumun hayatıma katkısını anlatmam güç. Onun üzüntülü anlarında veya ona kızdığımda konuşurken onun göz hizasına inmem, dünyasını anlamama büyük bir etki yaptı mesela. Görüyorum ki her şey kocaman gözüküyor onun baktığı açıdan ve bu büyüklükle başaçıkmada minik bedeninin zaman zaman ona yaşattığı zorluğu anlayabiliyorum. Böylelikle ona ihtiyaç duyduğu desteği vermem kolaylaşıyor. Bu tecrübem hayatımın birçok yanına da etki etti.

İkincisi, ellerimle bir şeyler üretmeye başlamamın hayatıma yaptığı katkı. Beni uğraştığım alanda tecrübesizlikle, koşullanmamışlıkla, yaratıcılıkla dolu bir başlangıç zihnine çekti bu çaba. Biliyorum fizyolojik olarak da o uğraşım sırasında beynimde yepyeni bağlantılar oluşuyor ve sanırım bu sayede de yaşama biraz daha farklı bakabiliyorum. Bunun bir nimet olduğunu son günlerde iyice kutuplaşmış, kalıp kalıp olmuş düşünceler arasında gezerken anladım.

Son olarak bir şey daha ekleyeceğim. Bu iki tecrübe bana bir şey gösterdi. Göz hizasında göz göze gelmedikçe gerçekten anlamak ve yeni bir şey yapmadıkça gerçekten değişmek zor. Sanırım gerçekten barışmak da…

Çatışma

P1140337 (2)

Gazze’ye, Ortadoğu’ya yayılmış insanlık dramına ve savaşta kaybedenlerin her zamanki gibi çocuklar olmasına, birçok insan gibi çok ama çok üzgünüm. Görüyorum ki, bizim ülkemizde de başka boyutta süregelen çatışmalar nedeniyle aslında farklı bir durum yok, sonuçta kaybeden yine çocuklar. Politikaya ve bürokrasiye son yıllarda giderek daha fazla hâkim olan, sadece yetişkinleri değil, çocukları da derinden etkileyen bu çatışma kültüründen ve düzeysizlikten artık psikolojik olarak çok yorulduğumu hissediyorum. Eminim benimle benzer ya da farklı dünya görüşününe sahip ama aynı duyguları paylaşan çok insan var.

Oğlum iki yaşından beri, televizyonda insanların konuşurken neden bağırdıklarını soruyor, açıklayamıyorum. Onun bağırmayı öğrenmesini istemediğim için artık televizyon izlemiyoruz. Ayrıca onun kimseyle senli-benli konuşmayı öğrenmesini de istemiyorum. Saygılı davranmayı öğrensin istiyorum ve yine bu nedenle özellikle haber saatlerinde televizyon açılmıyor evimizde. Sonra çocuğumun insanı insan olduğu için sevmesini istiyorum, kavgacı değil barışçıl bir insan olmasını istiyorum, kafasına din, mezhep, ırk ayrımları gibi sağlıksız düşüncelerin yerleşmesini istemiyorum ve bu nedenle de televizyon açmıyoruz evde. Oğlumun eğitimli olduğu için gösteriş yapmasını istemediğim kadar, eğitimsizliğe de özendirilmesini istemiyorum. Bu nedenle de televizyon açmıyoruz evde.

Üniversitede klinik psikoloji dersinde hoca bizlere, kişi bir şeyi aşırı derecede vurguluyorsa bu aslında onun içsel olarak tam tersi durumda olduğundandır uyarısında bulunurdu. Sonra bakıyorum toplumda ‘ahlak’ sözü abartılı biçimde sürekli dillerde ve tabii ki beraberinde bu söylenenlere bir sürü tezatlık. Benim çevremde farklı görüşlerin olmasıyla bir sorunum yok ve her görüşü elimden geldiğince anlamaya çalışırım. Ama artık etrafta ne kadar çabalasam da anlamlandıramadığım, saygı duyamadığım öyle çok şey var ki ve hatta bazı konularda akl-ı selim ciddi biçimde kaybedilmiş durumda. Çocukları bu tarz bir kültürde yaşamaya mahkum etmeye hakkımız yok, çünkü bu durum da şiddetin başka bir türü haline geldi artık.