Öze Ulaşmak

fullsizeoutput_774

Oymak yaşam gibi, gereksiz parçalardan kurtulup öze ulaşmaya çalışıyor insan. Her an farkında ve dikkatli olmalı, zira kalıpta fazladan oyulan bir parçanın geri dönüşü yok. Bazı hatalar şekilde ufak tefek değişikler yapılarak telafi edilebiliyor, bazı hataları ise ne yapsan nafile düzeltemiyorsun, ama bu da her şeyin sonu değil, dilersen hatalarından ders alıp yeniden başlayabilirsin. Her şeyin sonunda güzel bir şeyler çıkarsa da ortaya, birazının ilham, yaratıcılık ve yetenek, çoğunun ise sabır, disiplin ve emek olduğunu anlıyorsun…

fullsizeoutput_776

Şimdi ve Burada

fullsizeoutput_76bDün instagramda gerçekleştirdiğimiz görüş alışverişi için çok teşekkür ederim. Birbirimizin sesini de duymuş olduk bu vesileyle:) Sık sık yeni1anlam hesabında buluşan kişiler olarak tahmin ettiğimizden büyük bir grubuz aslında. Sakin ve derinlemesine düşünen, bakan, değerlendiren bir grubuz. Bana özelden yazanlar da oluyor ve çok güzel şeyler yazıyorlar. Çok teşekkür ederim.

Dün paylaştığım resmi oğlumun mu yaptığını soranlar oldu. Hayır. Dünkü resmi tablette tablet kalemiyle ben karalamıştım:)

Onun yaptığı resimlere gelince, ilkokula başlamasıyla yaptığı çizgi çalışmalarıyla çizimlerinin kalitesi adeta roket gibi fırladı. Bugünlerde çizdiği karmaşık konulu kompoziyonlar bakanları hayrete düşürüyor. Oysa altı yaşına kadar kalem tarzı şeyler kedinin su görmesi gibi bir etki yaratıyordu üzerinde. Tabii ki onun bu durumuna bakanların geleceğe dönük birçok olumsuz yorumlarını da dinlemek zorunda kaldım. Çoğu üzerimde etki bırakmadı, zira tek bir şeyi anne olarak iyi yapabildimse, o da bu zaman kadar çocuğumla şimdi ve burada olmak ve onun gerçeğini derinden ve önyargısız gözlemekti. Onun düşünce yapısında gözlediğim karmaşıklığa, ne sözel, ne de el becerisinin bu zamana kadar yetişebildiğini ve kendini yeterince ifade edememenin farkında olmadığı çelişkilerini yaşadığını görmüştüm. Taa ki bugünlere kadar.

Şimdilerde elinden resim kağıtları düşmüyor. Geçenlerde  yaptığı resmi bana bir bekleme odasında anlatırken uzun süren bir açıklama yaptı. Odada diğer insanların da merakla dinlediğini fark ettim. Hatta bir tanesi ilkokul öğretmeniymiş ve bu yaş için bu anlatımın çok üst düzey olduğunu ifade etti. Olumsuz yorumları geçmişte ettiğim gibi bunu da takılıp kalmamak ve koşullanmamak için kulak arkası ettim. Oluşan olumlu ya da olumsuz beklentiler çocuğu olduğu gibi gözlemenin önüne geçiyor.

Yanımızdaki yaşlı bayan da ilgiyle dinliyordu ve ‘Bu mavi çizgiler ne?’ diye sordu, oğlan ‘Yağmur damlaları’ dedi. Yaşlı bayan ‘Peki neden güneş yok?’ dedi. Oğlan ‘Çünkü çok yağmur yağıyor, çok yağmur yağarken güneş olmaz.’ diye cevap verdi. Bayan ısrar etti ‘Neden? Yağmur yağarken de güneş olabilir’ diye. Oğlansa ‘Fırtına var, anlamıyor musunuz?’ derken kızmaya başladığını belirten bir ses tonuna büründü. Aslında yaşlı kadının kötü bir niyeti yoktu, kendince ona farklı bir bakış açısı ve yaratıcılık aşılamaya çalışıyor, ama bir yandan da oğlanın yarattığını anlamaya çalışmayıp, ifade ettiğini görmeyip, eserini kendi kafasındaki kalıplara uydurmaya çalışıyordu. Onun şimdi ve burada anlattığı hikayeyi ‘görmüyor’du, kendi hikayesinde yaşıyordu. Oğlanın inatla eserine sahip çıkma çabasını da gülümseyerek izledim ve olanların hiçbirisine karışmadım.

Benden annelikle ilgili tavsiye isteyenler oluyor… Zorlanıyorum bu konuda, çünkü uzun yazabileceğim şeyler yok. Şimdi ve burada açık yüreklilikle çocukla olmaktan öte bir annelik bilmiyorum ben… Sizinle atölyenin duvarında asılı oğluma ait bir resmi paylaşmak istedim. Çoğu kişi benim yaptığımı zannediyor. Renk uyumunu muhteşem buluyorum ve bakmaya doyamıyorum. İyi çizgi çizemediği ve kalem tutamadığı zamanlar ben ondaki renk seçme kapasitesini görüyordum, oradaydım. Bu kadar güzel renkler seçen bir çocuğun aynı zamanda dikkatli ve iyi doğa gözlemleri yaptığını da görüyordum…

Doğada dolaşırken bu yaşına kadar, bak bu kestane ağacı, bak bu şu kuş, bu kuş diye de açıklamalar da yapmadım, aracı olmadım o istemedikçe. Küçük bir çocuğun duyularının zihni entelektüel bilgilerle kalıplanmadan önce her bakımdan dolması gerektiğine inanıyorum, yani bir ağacın kestane ağacı olduğunu bilmesinden çok o ağacı her bakımdan hissetmesi önemli bana göre. Rengini, kokusunu, şeklini, gölgesini duyumsaması… Bilgi sonradan edinilebilir ama duyumsama kapasitesi en çok bu yaşlarda gelişiyor. Ve bir çocuğun duyuları ne kadar çok gelişirse, yazmak, okumak, kalem tutmak gibi basit becerileri geliştiğinde ortaya koyabileceği o denli derin ve anlamlı, yaratıcı şeyler olabilir.

Eğitimde yaptığımız en büyük hata işte bu kanımca. Güzel okumayı ve yazmayı, kalem tutmayı, iyi bir okuyucu ve iyi bir yazar, çizer olma konusuyla karıştırıyoruz. Yeterli duyusal ve gözlemsel zenginlik, farkındalık oluşmamışsa bu becerilerin hepsi boş… Bence bir toplum, eğitimde ‘normale’ bu kadar odaklanmışken, yetiştirme ve geri kalmama kaygısıyla dolu, çocukla şimdi ve burada kalamazken, onlara doğada vakit geçirmek için hiç fırsat tanımazken, kafalar yaratıcılığın ne olduğuna ilişkin fikirlerde bile kalıp kalıp olmuşken; sıradışı düşünürler, yazarlar, sanatçılar, biliminsanları, girişimciler… ortaya çıkarmayı çok beklememeli…

Yaşına Uygun Davranmak

Düzensiz bazalt oluşumlar

düzensiz bazalt oluşumlar

Joanna Macy’nin bir sözü beni çok derinden etkilemiştir; “Act Your Age” – “Yaşına Uygun Davran”… Burada yaştan anlatılmak istenen insanın kronolojik yaşı değil, evren zamanda şimdinin yaşına uygun davranmaktır. Olağanüstü potansiyeller taşıyan, insana muazzam bir vizyon aşılayan ve kendini aşmaya motive eden bu sözün anlamını ne zaman benliğimde hissetsem heyecandan kalbim hızlı hızlı atmaya başlar…

‘Yaşına uygun davran!’ Ve eğer bana çocuk eğitiminden en derinde ne anladığım sorulsa bunu söylerdim, bir çocuğa yaşını kavratmak yani 14,5 milyar yıl yaşında olduğunu. Anlatarak değil, ezberleterek değil merak ve macera içinde duyumsatarak. Koskoca evrende aslında bir zerre kadar bile olmadığını ama biricik olduğunu, bu sonsuzluk içinde ona bahşedilen kısacık yaşamının kıymetini bilmesini ve onu her geçen gün kendini aşmak için kullanmasını… Evet, bir çocuğa ’Yaşına uygun davranarak yaşamasını’ öğretmek…Ve biz Ankara’da yaşayanlar, Ankara bölgesinin volkanik aktivitelerele dolu tarihinden dolayı doğasının sunduğu imkanlar söz konusu olduğunda bunun için ne çok fırsata sahibiz. Örneğin bu hafta sonu çevre gezimizde ziyaret ettiğimiz, bıdıkların üzerine tırmandıklıkları bu bazalt kayalar doğada ender bulunan oluşumlar. Hele şu an bulundukları yerde aynı anda hem düzenli hem de bazalt bazalt oluşumların oluşumların bulunması, gözlenebilmesi ise dünyada çok daha nadir rastlanan bir durum.

final

düzenli bazalt oluşumlar

Bunlar kısmen ‘genç’ volkanik oluşumlar, 10,6-9,6 milyon yaşındalar. Bazaltlar volkanik patlamalardan sonra lavların çukur alanlara dolarak göl oluşturması ve yavaş yavaş soğumasından bu şekli alıyorlar. Soğuma arttıkça çatlaklar oluşmaya başlıyor. Üst katmanlardaki havayla temas eden tarafta soğuma hızlı gerçekleştiği için düzensiz bazaltlar oluşuyor, alt katmanlarda ise yeraltı su akıntıların yarattığı koşullara da göre alttan üste doğru gerçekleşen daha yavaş soğumayla daha düzenli bazaltlar oluşuyor.

Ne muhteşemler değil mi? Afacanların 10 milyon yıllık bazaltlara neşeyle tırmanmanmalarını, dokunmalarını izlerken, içimden o güzel sözü tekrarlıyorum: Yaşınınıza uygun davranın olur mu çocuklar…

Güçlü Bozkır

final-53.jpg

Türkçe – English

Baya oldu bu çanta Almanya’da yaşama karıştı, onun doğasında dolaşıyor.

Kalıba ‘Bir Bozkır Düşü’ adını verdim. Bozkıra baktıkça ve onu gördükçe daha iyi anlıyorum ve her geçen gün daha seviyorum. Kimi için bozkır bir imge olarak pek gösterişli değil, hatta onu açık açık küçümsemek tuhaf biçimde bazı insanların doğaya, yeşile olan sevgisinin bir gösterişini yapış şekli. Oysa doğa sevgisi derinleşmiş, köklenmiş olan, ayrıntıları farkedebilen, görebilen kimi içinse en zor koşullarda bile yaşamı sürdürebilmenin, ümit taşıma gücünün ve az ama özden konuşmanın doğadaki bir karşılığı. Anladım ki insanlar imgelerin içlerini kendileri içleri doğrultusunda boşaltıyorlar ya da dolduruyorlar. Bozkır, kimi insana kendi sığlığını, kimine de kendi derinliğini, dayanıklılığını geri yansıtıyor.

Güçlü bozkır 💪🏼💛

This bag went to Germany a while ago. To the block design, I gave ‘A Steppe Dream’ as a name. Steppe is a very powerful, because of it’s modest looking, very underestimated and not well-understood nature. The more I look, the more I see, the more I understand, the more I love steppe. For me it’s is a metaphor of perseverance in the hardest conditions, power to keep hope inside and speaking less but from the heart.

Strong steppe💛

Bir Metafora Dokunmak

Türkçe – English

Bir Zümrüd-ü Anka baskısı daha… Anadolu’da Zümrüd-ü Anka çok bilinen, eski bir efsane ve Simurg, Otuz Kuş gibi birçok isimle de anılır. Bu motif ve bu kırmızı renk de yeni1anlam severlerin en favorilerinden biri ve çok soruluyor. Orjinali 15. -16 yüzyıla ait, görüntüsü detaylı, ihtişamlı, oldukça eril. Üzerinde çalışmaya başlamadan önce motifi uzun süre inceledim, sonra aşama aşama sadeleştirdim ve daha androjen bir görüntüye kavuşturdum. Sonuçta Zümrüd-ü Anka kuşu da sürekli aynı kalmanın değil, daha bütünleşmek için küllerinden tekrar tekrar doğmanın bir metaforu. Ayrıca tarihi bir motif üzerinde çalışmanın şimdiye, değişmiş olana ve benim/bizim nerede olduğuma/olduğumuza dair derin bir meditasyon olduğunu da tecrübe ettim. İnsanın anlatamayacağı ama göstebileceği, hatta gösteremeyeceği çok şey edindiği bir tefekkür süreci… İşte gördüğünüz Zümrüd-ü Anka da benim, şimdi ve buradaki bir Anadolu zanaatkarının, ellerinden böylelikle yeniden doğmuş oldu… Kalbimden, zihnimden süzülerek yenilenmiş enerjisiyle insan yaşamına tekrar karıştı…

Here comes an other Phoenix print… In Anatolia Phoenix is a widely known, old legend and called by many names like Simurg, Otuz Kuş (Thirty Bird) or Zümrüd-ü Anka. Seems like this particular motif and this red color is one of the most favorites of yeni1anlam lovers and asked often. The original version belongs to 15th-16th century of Anatolia and is looking more detailed, ostentatious and masculine. I scrutinized the figure a lot, then gradually simplified and made it more peaceful and androgenic looking. At the end, bird Phoenix is a metaphor to be born from its ashes again and again not to be the same but more whole. I realized working on an ancient motif is a deep meditation on what is now, what has changed and where we/I are/am now. It is a meditation, one takes more than one can tell, but show or cannot even show… So this is the Phoenix print of mine, as an Anatolian artisan, here and now…

Jung’un yaklaşımını takip eden ünlü analist Marion Woodman (Sitting By The Well) da bu konuda şunu diyor;

“… İmge değişmek zorunda. Eğer imge sabit kalırsa ve ve değişmezse arketip bir kalıp yargı haline gelir ve enerjisi kaybolur. Çünkü arketip artık hiç aktive edilmiyordur. Çünkü arketip artık kendi vasıtasıyla gelen ve seni ateşleyen enerjiyi taşımıyordur. Arketipin manası vücudu harekete geçirmiyordur. Ancak bir gerçek var ki enerjiyi yok edemezsin…”

“…The image must change. If an image remains concrete and doesn’t change, the archetype becomes a streotype and the energy goes out of it. Because the archetype is no loger being activated. Because the archetype is no longer holding the energy that comes through and turns you on fire. The spirit of the archetype does not activate the body. However the fact is that you cannot kill the energy…”

Fotoğraf: Türkan Akdeniz

Sizden fotoğraflar, e-postalar geliyor. Çoğu şuraya gittim, şunu gördüm aklıma siz geldiniz şeklinde. Mutlu hissediyorum, demek kalplerde yer etmişim biraz. Geçen gün yaptığım Zümrüd-ü Anka baskısını instagram’da paylaşınca da hemen ardından sevgili Türkan Akdeniz, Tanzanya’da çekmiş olduğu bu fotoğrafı yolladı. Gördüm ki Zümrüd-ü Anka dünyayı gezmeye çıkmış:) Fotoğrafa yansıyan Afrika’nın renkleri, doğası, ışığı huzur verdi bana. Türkan yeni1anlam’ın en samimi destekçilerinden biri. Çantaları da tüm seyahatlerine götürüyor. Aynı zamanda çok dayanıklı oldukları için diyor. Bunu duymaktan çok mutlu oluyorum, çünkü dayanıklılık güzelliğin yanında en önem verdiğim, çaba harcadığım şeylerden biri. İstediğim az, öz ama yüksek kalite ve ilham veren şeyler üretmek, çünkü üretilen ne kadar ‘yeşil’ olursa olsun dünyanın kaynaklarından bir parça alarak üretiliyor ve sırf bu sebeple kullanımı dışında dünyaya, gelecek nesillere gerçek faydaları olması artık bir gereklilik. Mesela bu çantayı gören ‘Aa ne güzel, nereden aldın?’ dediğinde yeni1anlam’ın internet sitesinde sadece ürün bilgileri yok, yüzlerce, binlerce başka bilgi, bağlantı var o kişinin karşılaşacağı… Ve bu Zümrüd-ü Anka’nın hikayesi var ve belki de ruhu var okuyabileceği, hissedebileceği… Bu ezbere giden bir süreç değil, üzerinde derinlemesine düşündüğüm ilham ve kaliteli bilgi paylaşmayı temel alan bütüncül ve sürekli gelişen, dönüşen bir iş yapış şekli… Ve ilhama karşılık ilham geldiği anlar gerçekten çok güzel 🙏🏼

Time to time people send me photos of the bags. One of the best parts is seeing in different environments, what I made. I find different color combinations, textures and light created by nature very inspiring. This bag was in Tanzania recently, accompanied to a lovely friend Türkan @turkan.akdeniz She is a sincere supporter of my creations and takes them with her almost everywhere she travels. A good feedback to me since I am really putting effort to make them enduring in every sense. What I want is to produce less and slow with high quality and inspiration… and I receive inspiration back🙏🏼