Tin Tin Tini Mini Hanım

DSC03379 (2)

Dün akşam banyoda zarif bir örümcek karşıma çıktı. Hiç acelesi yoktu. Zeminde nazlı nazlı salınarak yürüdü, sanki ona zarar vermeyeceğimden emindi.

Tıpkı oğlumun yaptığı gibi yere çömeldim ve onu izlemeye başladım merakla. Çok güzeldi çünkü.

‘Böyle salına salına nereye gidiyorsun?’ diye sordum.

‘Hiiiiç. Sadece şu an yaptığın her şeyin gelecekte karşılaşacağın bir dokuma olduğunu hatırlatmak istiyorum.’ dedi.

Bu öğretisinden aldığım ilhamla yaptığım ilk belgeselimi gururla sunar, iyi seyirler dilerim:)

Müzik / Music : Kervan – Tini Mini Hanım , Şirin Pancaroğlu/ Elişi

‘İki Önemli Bir Sayıdır’

'Yepyeni bir hikaye anlatıyorum.' Arkadaşım Liesel'in Münih'ten ayrılmadan önce, eğer unutursam bana yaptığım işi hatırlatması için çizdiği resim.

‘Yepyeni bir hikaye anlatıyorum.’ Arkadaşım Liesel’in Münih’ten ayrılmadan önce, eğer unutursam bana yaptığım işi hatırlatması için çizdiği resim.

Dün benim için önemli bir gündü ve belki de çok önemsiz sayılan bir durum sayesinde oldu. Basit bir hikâye bu, ama belki de hiç basit değil. Dün yanımda olarak ve de olamayarak bunu tecrübe etmemi sağlayan arkadaşlarıma karşı içimde derin şükran hissediyorum.

Size en son yazımda Anadolu hikâyelerini temel alan bir çalışma grubu oluşturduğumu söylemiştim. Toplantılarımız oldukça keyifli geçti ve geçiyor, ama bu onunla ilgili bir başarı hikâyesi değil. Belki eskiden olsa anlatmayacağım ya da anlatmak istemeyeceğim bir hikâye. En çok da birbirimize anlatmadığımız, anlatmaya korktuğumuz hikâyeler yüzünden acı çektiğimiz bir kültürde yaşadığımızın farkında olduğum için, bu ‘güçlü görün’ kültürüne yatırım yapmayacağım.

Blogu takip eden kişiler arasında, yaşam biçimini köklü şekilde değiştirmek ve benzer süreçten geçen bir kişinin neler tecrübe ettiğini öğrenmek isteyenlerin çok olduğunu biliyorum. Zor iş ve bu zorlukları keyifli tarafları kadar paylaşmam -kendi içimde- ‘gerçek’ bir bütünlük hissetmemde önemli.

Dünkü hikâyeme gelince; akşam grup olarak buluşmamız olduğu için sabahtan, yenecek şeyleri ve kullanılacak malzemeleri, o sırada oğluma bakacak olan ablamın bizde kalabilmesi gibi şeyleri planladım. Öğlene doğru gruptan bir arkadaşım programında bir değişiklik olduğu için katılamayacağını bildirdi. ‘Problem değil, olur böyle şeyler.’ dedim. Sonra başlamamıza bir iki saat kala, bir arkadaşım daha işindeki aksaklık nedeniyle katılamayacağını bildirdi. Bunu öğrenen diğer arkadaşım da beni aradı ve ‘Ben gelmek çok istiyorum. Hazırlığımı yaptım. Ama iki kişi olacağız, iptal edelim dersen de anlarım.’ dedi. Sanırım o nokta benim hayatımda son zamanlardaki önemli kırılma noktalarından biri oldu. Etkilerini daha uzun vadede göreceğimi hissediyorum. O kısa an içinde, öyle derin bir sorgulama yaşadım ki. İçimde çok zamandır birbirini yok sayan iki insan karşılaştı birden. Birinin üzerinde şık bir ceket pantolon takım ve topuklu ayakkabılar vardı. Uzun süredir görmediğim ve iki çift laf giydirmek için bu anı sabırla bekleyen, gözlerinden kararlılık taşan eski Ben. Bana ‘Sen ne yaptığını sanıyorsun. Onca eğitim, onca iş deneyimi böyle çalışmak için miydi?’ dedi. Öyle güçlüydü ki. (Ben dışarıdaki değil içimdeki bu güçten hep korkmuşumdur.) Onun karışışında ise üzerinde oğluyla bahçede oynarken çimen lekesi olmuş bir kot pantolon ve t-shirtle bu olaydan hiç etkilenmemiş, ‘Olur böyle şeyler. Boş ver.’ diyerek halinden mutlu mutlu gülümseyen bir Ben vardı ve onun varlığı diğerini sanki daha da kızdırıyordu. Bu işin içinden çıkamayacağımı hissederken, o an nereden geldiğini bilmediğim üçüncü bir Ben, arkadaşımın bir cevap beklediği telefonu hızla gelip eline aldı ve keyifli, kararlı bir sesle: ‘Yemeklerimiz var. Oğlan senin kızı bekliyor dört gözle. Hikâyelerimiz var. Neden buluşmayalım ki? Ben seni ve kızını gelip alırım.’ dedi. Telefonu kapattığında diğer Ben’lere de dönüp hiç unutmayacağım bir söz söyledi: ‘İki önemli bir sayıdır.’ Fakat diğer Ben’ler kaybolmuştu. Sanırım ikisi çatışmayı bırakıp güçlerini birleştirmiş, bambaşka bir insan olup telefonu eline almıştı. Her şey öyle hızlı olmuştu ki. İrade ve adanmışlık ile beklentisizlik ve halinden memnunluk biraraya gelip bu seçimi yapmışlardı.

Bu basit görünen seçim, hayatımda iliklerime işlemiş ve işletilmiş, hep daha büyük veya daha fazla kişiyi etkileyen işler yapmaya olan ihtiyacımın sadece lafta değil, davranışta da resmen kaybolduğunu açıkça gördüğüm bir an oldu ve arkasından gönlümde kocaman bir yer açıldı sanki. İçeriye öyle çok temiz hava doldu ki, getirdiği serinlikten şu an biraz üşüyorum. Arkadaşımı ve tatlı bıdık kızını almak için Ankara trafiğinin akıl almayan düzensizliğinde ve kuralsızlığında araba kullanırken, hatta bir an ürktüm içimde hissettiğim bu özgürlükten. Bir kişi bile katılsa –hatta belki kimse katılmasa bile-, doğru olduğuna inandığım, yapmak için yüreğimde sevinç hissettiğim şeyi özenle yapmak, yapmaya devam edebilmek. Arkadaşım geldiğinde de konumuz bu oldu ve daha birçok şey.

Şimdi bir hikâye anlattım sizlere kendimle ilgili, ama sonunda kendimi bir kahraman gibi hissetmiyorum ve şimdi oğlumla bahçede kovalamaca oynamaya gidiyorum.

Bahar Geldi, Kuşlar Cıvıl Cıvıl

P1130854 (2)Bahar geldi. Kuşlar cıvıl cıvıl. Günle gece eşitlendi. Artık önümüz aydınlık.

Bu hafta iki güzel şey yaptım, sizlerle paylaşmak isterim. Birincisi; ağaçlarım evdeki perdelerimizde orman oldu. Çizdim, oydum, kestim, diktim, biçtim, baskı yaptım… Ben çok sevdim. Kocam ve gören herkes çok sevdi. Onlara baktıkça sevinç, özgürlük, umut ve tuhaf bir biçimde gurur duyuyorum.

P1130877 (2)

İkincisi; çalışma grubumuz ilk kez bu hafta biraraya geldi. Gerçekten çok güzel bir başlangıçtı. Zihininlerimize ve kalplerimize yeni tohumlar ektik ve çok güzel Anadolu hikayeleri ve masalları da dinledik birbirimizden. Şimdide yaşadığımız hikayenin güzel bir sonla bitmesi için önemli sorular sorduk ve onlara önümüzdeki çalışmalarda beraberce mütevazi cevaplar arayacağız.

Pervane ve Perde

P1130785 (2)Bazı zamanlar bu sabah olduğu gibi öyle çok kelimeyle yükleniyorum ki, kelimelerin bana hissettirdikleri anlamı dışarı aktaramayacağım heyecanı sarıyor içimi. Bir an önce kâğıt kalem ya da bir bilgisayar ve biraz da tek başınalık bulmak istiyorum. Bir yazar değilim, olma hayalleri de kurmadım. Buna rağmen beni yazmam için her fırsatta yüreklendiriyorsunuz. Bunun için sizlere derin şükran duyuyorum.

Beni Türkçe bilmeyen bazı arkadaşlarım da çeviri programları vasıtasıyla okuyorlar. Söylediklerime bu içten ilginize birgün İngilizce yazmayı da borçluyum. Bilmenizi isterim ki, kendi dilimde yazmamda ısrar etmemin sebebi kesinlikle milliyetçilik değil, İngilizcenin ya da Almancanın bana veremediği ve anadilim Türkçenin bana verebildiği şeylere şu an çok ihtiyacım olmasıdır. Bunlardan birincisi cinsiyetler olmaksızın düşünebilmenin ve konuşabilmenin, yani ‘She-He-It’ ayrımı yapmamadan, sadece ‘O’ diyebilmenin zihnime getirdiği farklı düşünce yapısını doya doya deneyimleyebilmek. İkincisi kelimelerin derin anlamlarına daha kolay erişebilmek. Kendime yeni bir şeyler söylemek için bunlara çok ihtiyaç duyuyorum.

P1130739 (2)

Geldiğimden beri çok şey değişse de içimde, tek bir şey değişmedi. Gündem ne kadar çekilmez olursa olsun, hala burada olmanın getirdiği şükranla doluyum. Beni buraya ışığın pervaneyi çektiği gibi çekenin ve geldiğimde de derin bir hoşgeldim duygusunu yaşatanın; sabah akşam mikrofon elinde avaz avaz bağıran, biz-siz ayırımı yapıp bu toprağın değerlerini temsil ettiğini iddia eden insanların yaratmaya çalıştığı kültürden kesinlikle çok farklı, kelimelerden ötede bir şey olduğunu da biliyorum ve bunun ne olduğunu keşfetmeyi diliyorum.

P1130741 (2)

Bunlar neden çıktı şimdi diye sorabilirsiniz. Bir perdeden çıktı. Hani kumaşını alma hikâyesini anlattığım perdeden. Kumaş baskısı, dikiş gibi birçok eylemde ilkleri yaşadığım için tamamlamam biraz zaman aldı ve farkındalıkla yapılmaya çalışılan her davranış gibi bana kendim hakkında çok şey öğretti. En önemlisi de dönem dönem zihnimde yarattığı boşluk, bir ilhamın fırsat bulup içimden çıkabilmesine ve beraberinde de yeni bir grup çalışmasının ilk tohumlarını atabilmeme imkân sağladı. Arkasından bu ilham; zekâsı ve ruhu pırıl pırıl olan üç kadını, Anadolu’nun hikâyelerini ve doğasını kendi gözlerinden, bugünde beraberce keşfetmek üzere kendine çekti. Henüz çalışmaya başlamadık. Ne demişler; gün ola hayır ola.

P1130732 (2)

Belki de ileride bu çalışmadan çıkacak güzel şeyler için, işte bu perdeyle başladı diyeceğim ya da Türkiye’ye gelmeden önce ‘bir tesadüf’ hayatıma girmiş, sonra bana kendisini çizmem için ilham vermiş, sonra bir perdeye yansımış olan bir yusufçukla. Işığa doğru çekilen, kilometrelerce yüksek hızda uçabilen, aniden yön değiştirebilen, dilerse havada durabilen ve ona bu muhteşem yeteneği veren kanatlarıyla yargısızca doğanın tüm renklerini yansıtabilen yusufçuk diğer adıyla bir pervaneyle. Ya da…

Neyse hep kendime dediğim gibi tüm bunlar ne önemsiz, ne de önemli… Ne demişler, gün ola hayır ola..

P1130455 (2)

Başarı Demişken

IMG_1172 (2)

“Açıkça görünen o ki, gezegenimizin daha ‘başarılı’ insanlara ihtiyacı yok. Acil olarak daha fazla barış sağlayıcıya, şifacıya, onarıcıya, masal anlatıcıya ve aşığın her türlüsüne ihtiyacı var. İnsanların yaşadıkları yerde iyi yaşamalarına ihtiyacı var. Ahlaki cesaretleri ile, insanlığın hak ettiği şartlarda yaşayabileceği bir dünya yaratma mücadelesine katılmayı kabul eden insanlara ihtiyacı var ve varolan kültürümüzün ‘başarı’ anlayışının bu değerlerle pek ilgisi yok.”

David W. Orr, (Ecological Literacy: Educating Our Children for a Sustainable World kitabından alıntı)