Öze Ulaşmak

fullsizeoutput_774

Oymak yaşam gibi, gereksiz parçalardan kurtulup öze ulaşmaya çalışıyor insan. Her an farkında ve dikkatli olmalı, zira kalıpta fazladan oyulan bir parçanın geri dönüşü yok. Bazı hatalar şekilde ufak tefek değişikler yapılarak telafi edilebiliyor, bazı hataları ise ne yapsan nafile düzeltemiyorsun, ama bu da her şeyin sonu değil, dilersen hatalarından ders alıp yeniden başlayabilirsin. Her şeyin sonunda güzel bir şeyler çıkarsa da ortaya, birazının ilham, yaratıcılık ve yetenek, çoğunun ise sabır, disiplin ve emek olduğunu anlıyorsun…

fullsizeoutput_776

Görünmek

final

10 milyon yıllık bir yaprak fosili elimde tuttuğum…

10 milyon yıl önce bugünkü adıyla Orta Anadolu topraklarında oluşuyor ve yürürken önüme çıkıyor, gözüme çarpıyor… Şamanlar (kamanlar, baksılar, görücüler…) cisimlerin, hayvanların da bir ruhu, bilinci olduğuna ve onların da kimi insan tarafından görülmek istediğine inanırlar. Yani görmek tek taraflı bir edim değil, görmek kadar görünmek de var.

10 milyon yıl öncesinden gelen bir parça şu an ellerimde bize görünüyor… Ne anlatıyor hissediyor musun? Duyumsuyor musun?…

Yaşına Uygun Davranmak

Düzensiz bazalt oluşumlar

düzensiz bazalt oluşumlar

Joanna Macy’nin bir sözü beni çok derinden etkilemiştir; “Act Your Age” – “Yaşına Uygun Davran”… Burada yaştan anlatılmak istenen insanın kronolojik yaşı değil, evren zamanda şimdinin yaşına uygun davranmaktır. Olağanüstü potansiyeller taşıyan, insana muazzam bir vizyon aşılayan ve kendini aşmaya motive eden bu sözün anlamını ne zaman benliğimde hissetsem heyecandan kalbim hızlı hızlı atmaya başlar…

‘Yaşına uygun davran!’ Ve eğer bana çocuk eğitiminden en derinde ne anladığım sorulsa bunu söylerdim, bir çocuğa yaşını kavratmak yani 14,5 milyar yıl yaşında olduğunu. Anlatarak değil, ezberleterek değil merak ve macera içinde duyumsatarak. Koskoca evrende aslında bir zerre kadar bile olmadığını ama biricik olduğunu, bu sonsuzluk içinde ona bahşedilen kısacık yaşamının kıymetini bilmesini ve onu her geçen gün kendini aşmak için kullanmasını… Evet, bir çocuğa ’Yaşına uygun davranarak yaşamasını’ öğretmek…Ve biz Ankara’da yaşayanlar, Ankara bölgesinin volkanik aktivitelerele dolu tarihinden dolayı doğasının sunduğu imkanlar söz konusu olduğunda bunun için ne çok fırsata sahibiz. Örneğin bu hafta sonu çevre gezimizde ziyaret ettiğimiz, bıdıkların üzerine tırmandıklıkları bu bazalt kayalar doğada ender bulunan oluşumlar. Hele şu an bulundukları yerde aynı anda hem düzenli hem de bazalt bazalt oluşumların oluşumların bulunması, gözlenebilmesi ise dünyada çok daha nadir rastlanan bir durum.

final

düzenli bazalt oluşumlar

Bunlar kısmen ‘genç’ volkanik oluşumlar, 10,6-9,6 milyon yaşındalar. Bazaltlar volkanik patlamalardan sonra lavların çukur alanlara dolarak göl oluşturması ve yavaş yavaş soğumasından bu şekli alıyorlar. Soğuma arttıkça çatlaklar oluşmaya başlıyor. Üst katmanlardaki havayla temas eden tarafta soğuma hızlı gerçekleştiği için düzensiz bazaltlar oluşuyor, alt katmanlarda ise yeraltı su akıntıların yarattığı koşullara da göre alttan üste doğru gerçekleşen daha yavaş soğumayla daha düzenli bazaltlar oluşuyor.

Ne muhteşemler değil mi? Afacanların 10 milyon yıllık bazaltlara neşeyle tırmanmanmalarını, dokunmalarını izlerken, içimden o güzel sözü tekrarlıyorum: Yaşınınıza uygun davranın olur mu çocuklar…

Bu Çocuklar Nereye Bakıyor?

İnsanın bir bilgiyi zihinsel olarak idrak etmesiyle tüm benliğinle idrak etmesi çok farklı. Hiç Anadolu Medeniyetleri Müzesi‘ni tüm benliğinizle gezdiniz mi? Dünyaya, evrene bakışınızı derinden etkileyecek bir tecrübe olabilir.

Ankara Kalesi’nin Atpazarı semtinde,  15. yy’a ait Mahmutpaşa Bedesteni ve Kurşunlu Han’ın birleşiminden oluşmuş tarihi binada yer alan müzede, her bölüm insanlığın bilinç evrimi süresince geçtiği bir boyutu temsil ediyor ve yürüdükçe insanlığın milyon yıla uzanan geçmişinde boyuttan boyuta adeta ışınlanıyor gibi ilerliyorsunuz. Burada aynı anda insanın hem muhteşemliğini hem de gelişmemişliğini görmek, hem vahşetinin boyutundan dehşete düşüp, hem de yaratabildiği güzelliklere hayran kalmak mümkün. Müzeyi gezmek mecazi değil gerçek anlamda baş döndürücü bir deneyim.

Bu fotoğrafı çektiğimde sabah saatleriydi. Oğlum yaşında çocuklar öğretmenleriyle cıvıl cıvıl müzede geziniyorladı. İlk ziyaretimde onların yaşlarında olmalıyım. Annemle gezmiştik. Oluşturdukları tatlı manzaraya baktığımda içim neşe ve hüzün doldu. Bir anne olarak onları bekleyen geleceğe koşulsuz ümitle bakmak isterdim, ama…

Önünde durdukları camekanda sergilenenlere ilişkin öğretmenleri hararetli hararetli bir şeyler anlatıyor. Orada yaşamlarında bilmeleri çok gerekli ancak bu yaşlarında detaylı anlatılmasa iyi olabilecek şeyler var ve muhtemelen öğretmenleri de aktarımında buna dikkat ediyordur. Söz konusu camekanda, dünyada nesli tükenmiş iki insan türü Homo Erectus ve  Homo Neandertal’ın, yaşadıkları Alt ve Orta Paleolitik dönemin olağanüstü buluşları olan el yapımı aletleri bulunuyor. Dünya tarihinin bir döneminde Homo Sapiens’le beraber birden fazla insan türü yaşamış, ama biz, yani Homo Sapiens dışındaki tüm diğer insan türleri bilinen, bilinmeyen çeşitli nedenlerle yer yüzünden yok olup gitmişler. Şimdinin tek ve dominant insan türü olan Homo Sapien’lerin akının zor kavrayabileceği bir bilgi bu. Kısaca o camekanda, olumsuz şartların oluşması halinde bir insan türünün tamamıyla tükenebileceğinin somut, elle dokunulabilir bilgisi var. İfade ettiği gerçeği kabul etmeyebiliriz, anlamayabiliriz, idrak edemeyebiliriz, hatta anlamamazlıktan gelebiliriz, ama orada duruyor. Yazının başında belirtmiştim ya bir bilgiyi zihinsel olarak idrak etmekle, tüm benlikle idrak etmek çok ayrı, bu öyle bir bilgi işte. Dile kolay, benliğe zor.

Peki ya biz, şimdinin dünyaya hükümdar olmuş, yiyecek zincirinin en tepesine oturmuş canlı ve insan türü olan Homo Sapiens, dünya ekolojisinde yaptığımız büyük tahribat yüzünden onlar gibi nesilimizin tükenişine mi doğru gidiyoruz? Veya çoğu insan amansız tartışmalar, çatışmalar içinde kendini yitirmişken; hızla gelişen, karmaşıklaşan teknolojinin yardımıyla bilimin ileri olduğu yerlerde Homo Sapiens’ten çok daha uzun ömürlü ve daha üstün yeteneklere sahip yeni bir insan türünün ortaya çıkma ihtimali mi var? Ve geçmişte bir dönemde olduğu gibi farklı insan türleri dünyada aynı anda yaşayabilir mi? Bunun sonu ne olur? Söylemesi dile kolay, düşünmesi, kavraması benliğe zor…

Bu çocuklara bakıyorum, nasıl da masum ve neşeliler. Onlar bizim şu an taşıdığımız vasat yetişkin bilinç düzeyinden kesinlikle çok daha fazlasını hak ediyorlar. Hal böyleyken, geleceğe ilişkin muazzam gözlem, iç görü ve keşif imkanlarıyla dolu bu muhteşem toprağın üzerinde neden bu kadar düşük bir bilinçle yaşıyoruz? Oysa bu toprağın insanı isterse, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni gerçekten idrak ederek baştan sona gezmekle bile, dünyayı daha yaşanılası bir yer haline getirmek için bir ömür boyu yetecek ilhamı alabilir.

Bir Metafora Dokunmak

Türkçe – English

Bir Zümrüd-ü Anka baskısı daha… Anadolu’da Zümrüd-ü Anka çok bilinen, eski bir efsane ve Simurg, Otuz Kuş gibi birçok isimle de anılır. Bu motif ve bu kırmızı renk de yeni1anlam severlerin en favorilerinden biri ve çok soruluyor. Orjinali 15. -16 yüzyıla ait, görüntüsü detaylı, ihtişamlı, oldukça eril. Üzerinde çalışmaya başlamadan önce motifi uzun süre inceledim, sonra aşama aşama sadeleştirdim ve daha androjen bir görüntüye kavuşturdum. Sonuçta Zümrüd-ü Anka kuşu da sürekli aynı kalmanın değil, daha bütünleşmek için küllerinden tekrar tekrar doğmanın bir metaforu. Ayrıca tarihi bir motif üzerinde çalışmanın şimdiye, değişmiş olana ve benim/bizim nerede olduğuma/olduğumuza dair derin bir meditasyon olduğunu da tecrübe ettim. İnsanın anlatamayacağı ama göstebileceği, hatta gösteremeyeceği çok şey edindiği bir tefekkür süreci… İşte gördüğünüz Zümrüd-ü Anka da benim, şimdi ve buradaki bir Anadolu zanaatkarının, ellerinden böylelikle yeniden doğmuş oldu… Kalbimden, zihnimden süzülerek yenilenmiş enerjisiyle insan yaşamına tekrar karıştı…

Here comes an other Phoenix print… In Anatolia Phoenix is a widely known, old legend and called by many names like Simurg, Otuz Kuş (Thirty Bird) or Zümrüd-ü Anka. Seems like this particular motif and this red color is one of the most favorites of yeni1anlam lovers and asked often. The original version belongs to 15th-16th century of Anatolia and is looking more detailed, ostentatious and masculine. I scrutinized the figure a lot, then gradually simplified and made it more peaceful and androgenic looking. At the end, bird Phoenix is a metaphor to be born from its ashes again and again not to be the same but more whole. I realized working on an ancient motif is a deep meditation on what is now, what has changed and where we/I are/am now. It is a meditation, one takes more than one can tell, but show or cannot even show… So this is the Phoenix print of mine, as an Anatolian artisan, here and now…

Jung’un yaklaşımını takip eden ünlü analist Marion Woodman (Sitting By The Well) da bu konuda şunu diyor;

“… İmge değişmek zorunda. Eğer imge sabit kalırsa ve ve değişmezse arketip bir kalıp yargı haline gelir ve enerjisi kaybolur. Çünkü arketip artık hiç aktive edilmiyordur. Çünkü arketip artık kendi vasıtasıyla gelen ve seni ateşleyen enerjiyi taşımıyordur. Arketipin manası vücudu harekete geçirmiyordur. Ancak bir gerçek var ki enerjiyi yok edemezsin…”

“…The image must change. If an image remains concrete and doesn’t change, the archetype becomes a streotype and the energy goes out of it. Because the archetype is no loger being activated. Because the archetype is no longer holding the energy that comes through and turns you on fire. The spirit of the archetype does not activate the body. However the fact is that you cannot kill the energy…”

Fotoğraf: Türkan Akdeniz

Sizden fotoğraflar, e-postalar geliyor. Çoğu şuraya gittim, şunu gördüm aklıma siz geldiniz şeklinde. Mutlu hissediyorum, demek kalplerde yer etmişim biraz. Geçen gün yaptığım Zümrüd-ü Anka baskısını instagram’da paylaşınca da hemen ardından sevgili Türkan Akdeniz, Tanzanya’da çekmiş olduğu bu fotoğrafı yolladı. Gördüm ki Zümrüd-ü Anka dünyayı gezmeye çıkmış:) Fotoğrafa yansıyan Afrika’nın renkleri, doğası, ışığı huzur verdi bana. Türkan yeni1anlam’ın en samimi destekçilerinden biri. Çantaları da tüm seyahatlerine götürüyor. Aynı zamanda çok dayanıklı oldukları için diyor. Bunu duymaktan çok mutlu oluyorum, çünkü dayanıklılık güzelliğin yanında en önem verdiğim, çaba harcadığım şeylerden biri. İstediğim az, öz ama yüksek kalite ve ilham veren şeyler üretmek, çünkü üretilen ne kadar ‘yeşil’ olursa olsun dünyanın kaynaklarından bir parça alarak üretiliyor ve sırf bu sebeple kullanımı dışında dünyaya, gelecek nesillere gerçek faydaları olması artık bir gereklilik. Mesela bu çantayı gören ‘Aa ne güzel, nereden aldın?’ dediğinde yeni1anlam’ın internet sitesinde sadece ürün bilgileri yok, yüzlerce, binlerce başka bilgi, bağlantı var o kişinin karşılaşacağı… Ve bu Zümrüd-ü Anka’nın hikayesi var ve belki de ruhu var okuyabileceği, hissedebileceği… Bu ezbere giden bir süreç değil, üzerinde derinlemesine düşündüğüm ilham ve kaliteli bilgi paylaşmayı temel alan bütüncül ve sürekli gelişen, dönüşen bir iş yapış şekli… Ve ilhama karşılık ilham geldiği anlar gerçekten çok güzel 🙏🏼

Time to time people send me photos of the bags. One of the best parts is seeing in different environments, what I made. I find different color combinations, textures and light created by nature very inspiring. This bag was in Tanzania recently, accompanied to a lovely friend Türkan @turkan.akdeniz She is a sincere supporter of my creations and takes them with her almost everywhere she travels. A good feedback to me since I am really putting effort to make them enduring in every sense. What I want is to produce less and slow with high quality and inspiration… and I receive inspiration back🙏🏼